Balyoz’un bavulu geldi

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 31-01-2010

Eylem planları ve fişleme listeleriyle birlikte 5 bin sayfayı bulan Balyoz darbesinin orijinal belgeleri, bir bavul içinde İstanbul Beşiktaş Adliyesi’nde soruşturmayı yürüten savcılara teslim edildi. Balyoz planı, Taraf muhabiri Mehmet Baransu’ya aynı bavul içerisinde ulaştırılmıştı. Konuyla ilgili olarak sivil ve askerî savcılık tarafından başlatılan soruşturmalar sürüyor.

Birinci Ordu Komutanlığı’nın 2002-2003’te darbe teşebbüsü içinde olduğunu gösteren 5 bin sayfalık orijinal belgeler, Taraf muhabiri Mehmet Baransu’ya ulaştırıldığı bavul içinde, dün, Beşiktaş Adliyesi’ne götürüldü. Güvenlik talebi üzerine, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden iki sivil polis belgelerin savcılığa götürülmesi sırasında Mehmet Baransu’ya eşlik etti. Baransu, bavulu, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcıları Bilal Bayraktar ve Mehmet Berk’e teslim etti. Valizi tutanakla teslim alan savcılar, olay yeri inceleme ve uzman ekiplerinin eşliğinde valizi açtı. Valiz üzerinde parmak izi incelemesi yapıldıktan sonra ilk olarak CD’ler açıldı.
Ardından kasetlere ve evraklara bakıldı. Bavuldan çıkan belgeler tek tek tutanağa geçirildi. Bavulun açılmasına eşlik eden Emniyet’ten görevli bir polis, iki savcı ve Mehmet Baransu, bu tutanakları tek tek imzaladı. Akşam geç saatlere kadar süren inceleme işlemleri iki kamera tarafından kayıt altına alındı. Bavuldan çıkan belgelerin fotoğrafları çekildi.

Bavul içinde Taraf’ın günlerdir yayımladığı haberlerin orijinal metinleri ile sesli ve görüntülü kayıtları bulunuyor. Bavulda, altında Çetin Doğan’ın isminin bulunduğu Balyoz Harekât Güvenlik Planı, Selimiye Kışlası’ndaki plan seminerlerinin ses kayıtlarını içeren kasetler, power point sunumları, Birinci Ordu Harekât Başkanı Kurmay Albay Süha Tanyeri’nin darbe hazırlıklarının konuşulduğu toplantıda aldığı özel notlar, camilerin bombalanmasını içeren Çarşaf ve Sakal eylem planları, kendi jetimizi düşürmeyi içeren dönemin Harp Akademileri Komutanı Hava Orgeneral İbrahim Fırtına’nın altında isminin olduğu Oraj Harekât Planı, dönemin Donanma Komutanı Oramiral Özden Örnek’in altında isminin bulunduğu SUGA Harekât Planı ve binlerce sayfadan oluşan fişleme listeleri ile darbe hazırlıklarıyla ilgili askerî CD’ler bulunuyor.

CD’ler askerî savcılıkta
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, Balyoz soruşturmasını 2010/185 numaralı dosyayla yürütüyor.
Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı da konuyla ilgili soruşturma başlattığını duyurmuştu. Balyoz’un belgelerini Genelkurmay’a vermeyi teklif eden Taraf’a ise önceki gün yanıt geldi.
Taraf, habere konu olan dört CD’yi, önceki gün, Askerî Savcılık’tan gelen ekiplere tutanakla teslim etti.

Seminere katılanlar sorgulanıyor
Genelkurmay Başkanlığı, “Balyoz Darbe Planı”na ilişkin başlattığı soruşturma kapsamında 2003’teki seminere katılan 162 subayla tek tek görüşüyor. Görüşmelerde subaylara o gün seminerde yazılı plan dışında nelerin konuşul duğu ve kim lerin ne söyle diği soruluyor. Hem adli, hem de idari olarak yürütülen soruşturma sonunda detaylı açıklama yapılması bekleniyor. Genelkurmay Harekât Başkanlığı Tatbikatlar Programlar Dairesi arşivlerinde de bu konuda yapılan araştırmada, “Balyoz” adlı bir plana rastlanmadığı iddia edildi. O seminerlerde, “durumdan vazife çıkarıp” resmî planın dışına çıkılıp çıkılmadığı araştırılıyor.

TARAF

Aktütün’ü itiraf edin demiştik… Biz açıklıyoruz

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 31-01-2010

Taraf’ın bugün yayımladığı anlık istihbarat belgeleriyle istihbarat raporları Genelkurmay’ın 17 askerin şehit olduğu Aktütün baskınını, tıpkı Dağlıca gibi, ayrıntılarıyla bildiğini gösterdi. İç Güvenlik Harekât Durum raporları ve İnsansız Hava Araçları’nın ilettiği anlık istihbarat bilgileri Aktütün baskınından Genelkurmay’ı bir ay önce haberdar etti. İnsansız hava aracı saldırı günü 9.35’ten itibaren, aldığı görüntüleri Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı’na ve İkinci Başkan’a saatlerce ve naklen iletti. Saldırının önceden bilindiğini gösteren temel bir kanıt: Hava aracı, koordinatları Aktütün’e kilitlenmiş olarak saldırı sırasında da görüntü nakline devam etti

Havan atıyor musunuz niye atmıyorsunuz.
- Bir dakika atıyoruz.
- Mahir Mahir, Rubar Rubar siz de destek verin.
- Kemal o bir yere gidiyor. Boşa gidiyor aşağı düzelt.
- Azat azat arkasına atın.
- O söylediğim istikamete atın, Cia kısa düşürdün.
- Doğrudur Heval yeniden atıyoruz.
- Çalışın uygun uygun atın senin yerin uygundur vur ordan vur işte.
- Boş kalmasın uygun bir şekilde hem orayı hem karakolu vursunlar.
- Tamam Heval vuruyoruz her iki tepeyi de takip et.

Bu telsiz konuşmaları 3 Ekim 2008 cuma günü 17 askerin şehit olduğu Aktütün saldırısı sırasında baskını düzenleyen PKK’lı grubun arasında gerçekleşti.
Telsiz konuşmalarını canlı olarak dinleyenler arasında Aktütün Karakolu’nun da bağlı olduğu Van’daki Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı’na bağlı birimler de bulunuyordu.
Beklenen Aktütün saldırısı başlamıştı.

BİR AYDIR İZLENİYORDU • Beklenen bir saldırıydı bu. Çünkü ABD ile yapılan anlık istihbarat paylaşımı işbirliği uyarınca bölge üzerinde keşif uçuşları yapan İnsansız Hava Araçları (İHA), bundan bir ay önce, 5 Eylül 2008’de Kuzey Irak’ın İran sınırına yakın bölgelerinden, Hakkâri-Şemdinli bölgesine doğru harekete geçmiş 80 kişilik bir PKK’lı grubun koordinatları ile net görüntülerini geçmişti.
Bu hareketlilikle ilgili olarak GES (Genelkurmay Elektronik Sistemler) Komutanlığı, bölgedeki dinleme ve istihbarat birimlerinden gelen günlük raporlarla Genelkurmay’ı ve komutanlıkları sürekli uyardı.

UÇAKSAVARLAR GİRDİ • Aktütün baskınından sadece beş gün önce, 29 eylül günü, Van Asayiş Güvenlik Komutanlığı Hareket merkezinde görevli nöbetçi istihbarat Kurmay Binbaşı Zafer Kılıç imzasıyla gizli ve çok ivedi rumuzuyla en başta Genelkurmay’a ve ilgili tüm birimlere gönderilen “HRK.: 3070-69254-08/HRK.MRK.” nolu “İç Güvenlik Hareket Günlük Durum” raporunda PKK’nın “Önümüzdeki günlerde, Yüksekova-Dağlıca Köyü’nde (38s mg 2037) konuşlu bulunan 3’üncü mot.p.tb.k.lığına yönelik bir eylem hazırlığı içerisinde olduğu, bunun için Irak’ın Kuzeyi’nden İkiyaka bölgesine yaklaşık (10) adet uçaksavar silahı getirildiği” bildirilmişti. Aynı çok ivedi raporda PKK’nın Hakkâri Yüksekova’ya bağlı bazı köylere “boşaltın” talimatı verdiği, bu bölgeleri tampon bölge olarak kullanacağı istihbaratı da ilgili mercilere ulaştırıldı.

BİR GÜN ÖNCE YENİ RAPOR • Hareketlilik sürüyordu. Aynı birimden 2 ekim günü, yani saldırıdan bir gün önce Nöbetçi Kurmay Yarbay Ferdi Korkmaz imzasıyla tüm birimlere ve en başta Genelkurmay’a geçilen “HRK.: 3070-69254-08/HRK.MRK.” nolu İç Güvenlik Hareket Günlük Durum raporunda ise daha net bilgiler, bir gün sonraki saldırının adeta koordinatlarını veren istihbarat mevcuttu. Yine “Gizli ve çok ivedi” rumuzlu raporda PKK’lıların bölgedeki hareketliliği isim isim, silah ve katır sayılarına kadar yerleri  bildirilerek birimlere gönderilmişti. Sınırdan içeri giren PKK’lılar, içeriye sokulan ağır silahlar, saldırı kararlarının alındığı toplantılar askeri yetkililerin takibi altındaydı.

KATIRLAR BİLE TAKİPTE •
Türkiye ve Irak’ın kuzeyindeki kaynaklara dayandırılan bir gün önceki bu istihbarat raporlarında Hakkâri-Şemdinli bölgesinde bir saldırının gelmekte olduğu anlatılıyordu. Öyle ki bu raporla Genelkurmay, Aktütün’ün hemen karşısında, sınırın öteki tarafındaki Mezi deresi içerisinde saldırıda kullanılan ağır silahları taşımak üzere bekletilen 25-30 katırın varlığından bile haberdardı.

KARE KARE GELEN BASKIN • Saldırının yapıldığı 3 Ekim 2008 cuma günü erken saatlerden itibaren ise bu kez ABD’nin anlık istihbarat desteği kapsamında İnsansız Hava Araçları (İHA), Aktütün’ün hemen karşısında, 10 km Irak sınırları içinde kalan tepelerde bazı PKK’lı grupların saldırı hazırlıklarını görüntüleyip askeri yetkililere ulaştırdı.
Genelkurmay’ın ve ilgili birimlerin anında canlı olarak izlediği bu görüntülerde sayıları hızla artan PKK’lılar tepelere mevzileniyor, ağır silahlarını konuşlandırıyor, araziyi mayınlıyor. Ama sabah saatlerinden itibaren başlayan bu hazırlıkları, saniye saniye canlı yayında izleyen askeri yetkililer, koordinatları açıkça belli olan bu hedeflere üç buçuk saat sonra müdahale ediyor. Bu da zaten Aktütün’de çatışmanın yoğunlaştığı öğleden sonraki saatlere denk geliyor.
Anlık istihbarat görüntüleri içinde belki en önemli ve en dikkat çekici olanı PKK’lı grupları gösteren görüntüler sürerken bir anda İnsansız Hava Aracının yer değiştirerek Aktütün’ü göstermeye başlaması oluyor. İnsansız Hava Aracı’ndan gelen görüntülerin sağ üst köşesinde araca önceden yüklenmiş koordinatlar belirtiliyor. 5C ve 6C hedeflerinin koordinatları incelendiğinde iki nokta arasında yaklaşık 25 km’lik bir  mesafe olduğu görülüyor. Bu noktaların İHA’nın uçuşu esnasında rastgele görüntülenmiş noktalar olmadığı anlaşılıyor. Bu noktalar sistem hafızasına girilmiş noktalar. Bu ise Aktütün ve çevresinde saldırı öncesinde bir olay beklentisi istihbaratı olduğuna açık bir kanıt.

CANLI YAYIN BAŞLIYOR • Saat 09.35.35’de başlayan (insansız uçağın çektiği görüntülerde kullanılan GPS saati Greenwich’e göre ayarlandığı için saat Türkiye yaz saatinden üç saat geride) görüntülerde koordinatlarından Aktütün’e yakın olduğu anlaşılan bir tepenin üstünde görünen PKK’lı  grup, güneyden gelecek bir çevirme ihtimaline karşı bölgeyi mayınlıyor, mevzi hazırlıyor, havan topu konuşlandırmaya çalışıyor. Burası Aktütün’e 25 km mesafede.

ÜÇ BUÇUK SAAT SONRA MÜDAHALE • Saat 13:59:02. (GPS: 10:59:02) Kuzey 37 15.33, Doğu 44 21.40 noktasından güneydeki tepelere mevzilenmiş PKK’lı gruba ilk görüntüden yaklaşık üç buçuk saat sonra ateş açılıyor. (Fotoğrafta parlayan yer) Ama Genelkurmay koordinatları belli olan bölgeye karada konuşlandırılmış silahlarla saldırmayı tercih ediyor. İstihbarat görüntülerine rağmen Genelkurmay, Hava Kuvvetleri’ni kullanmıyor.

İNSANSIZ HAVA ARACI AKTÜTÜN’Ü İZLİYORMUŞ • Görüntüler uzun süre 5-C olarak adlandırılan bir bölgeden PKK’lı grupları çekmeyi sürdürürken, saat 13:57:26’da kamera (GPS 10.57.26) 6-C olarak adlandırılan yeni koordinattan görüntü vermeye başlıyor. 6-C olarak adlandırılan yer ise Aktütün Köyü. Uzmanlar Aktütün koordinatının belli bir adla aracın hafızasına önceden kaydedilmiş olmasının ve Aktütün üzerinde İHA uçurulmasının, bu bölgede bir faaliyet beklendiğinin başka ve önemli bir delili olduğunu söylüyor.

TARAF

Hrant Dink suikastında üç yıllık muhasebe

Filed Under (Haber) by cetsohbet on 31-01-2010

İstanbul Şişli’deki Agos Gazetesi önünde suikasta kurban giden Hrant Dink, bugün ölümünün üçüncü yıldönümünde anılıyor. Geçen üç yılda hiçbir ilerlemenin sağlanamadığı davada, mahkeme tarafından göz önüne alınmayan önemli bilgileri Ümit Kıvanç derledi.

Bir cinayetin kronolojisi
» 2004’ün 6 şubatında Agos’ta, Sabiha Gökçen’in, 1915 katliamı sonrasında evlat edinilen Ermeni çocuklarından biri olduğu yazıldı.
» 15 gün sonra Hürriyet bu haberi manşetine taşıdı. Genelkurmay hemen ertesi gün müdahale etti. Ordu, ilk Türk kadın pilotun kökenini tartışmanın “milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayacağını” ilân ediyordu.
» Genelkurmay açıklamasından iki gün sonra Dink İstanbul Valiliği’ne çağırıldı. Vali Yardımcısı Ergun Güngör’ün odasında, iki “istihbarat görevlisi” hayatının tehlikede olduğunu imâ etti.
» Mehmet Soykan’ın şikâyetini değerlendiren Şişli Cumhuriyet Savcılığı, bir yazısından ötürü, 301’den Dink’e dava açtı.
» Ülkü Ocakları, 26 şubatta Agos Gazetesi önünde “ya sev ya terk et” gösterisi düzenledi, “Bir gece ansızın gelebiliriz” diye bağırdılar. Dönemin Ülkü Ocakları İstanbul İl Başkanı Levent Temiz, “Hrant Dink bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir” diye ilân etti. Levent Temiz daha sonra Ergenekon Davası sanıkları arasında yer alacaktı.
» Nisan 2004’te, Dink ve Agos’un Sorumlu Yazıişleri Müdürü Karin Karakaşlı hakkında “Türklüğü tahkir ve tezyif”ten dava açıldı. Mahkemenin atadığı bilirkişi heyeti (İstanbul Üniversitesi’nden üç öğretim görevlisi), dava konusu yazıda isnat edilen suçun oluşmadığını bildirdi.
» Dink hakkında birbiri ardına suç duyuruları yapılıyor, bunlar hemen değerlendirilip ardı ardına davalar açılıyordu.
» Aynı günlerde Yasin Hayal McDonald’s eylemi nedeniyle girdiği cezaevinden çıktı. İçeride İBDA-C’li arkadaşlarından etkilendiğini anlatıp duruyordu. Trabzon Emniyeti onu ciddiye almış olmalı ki, telefonunu dinlemeye başladı.
» Trabzon Emniyeti istihbarat görevlilerinin ifadelerine göre Yasin Hayal’i “son ana kadar” takip etmişti. Çünkü Hayal, muhtemelen 2006 başlarından itibaren, Hrant Dink’i öldüreceğini açıkça söylemeye başlamıştı.
» Oysa Hayal Trabzon Jandarma İstihbarat’ını ziyaret ediyor ve müdür “Feridun Yüzbaşı” ondan “sağlam, temiz, görüştüğümüz bir çocuk, ileride iyi işler yapacak” diye söz ediyordu.
» Ekim 2005’te Hrant, bilirkişinin “suç unsuru yok” raporuna rağmen “temiz kan”la ilgili yazısından ötürü altı ay hapse mahkûm edildi.
» Dink, üstüne atılan suçun “ırkçılık” olduğunu, bunu asla kabul edemeyeceğini, “alnına bu kara lekeyi” sürerlerse ülkesini terk edeceğini açıkladı.
» Kemal Kerinçsiz’in öncülük ettiği Büyük Hukukçular Derneği yeni bir şikâyet kampanyası organize etti.
» Dink hakkında, kesinleşmemiş mahkeme kararı üstüne yorum yaptığı gerekçesiyle, “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” suçlamasıyla 14 Ekim 2005’te bir dava daha açıldı.
» Bu davanın duruşmasında saldırganlar mahkeme koridorunda Dink’e vurmaya kalktılar. Mahkeme salonunda ona “hain!” diye bağırdılar. Bir başka duruşmada da Hrant’ın avukatlarından biri saldırganların yumruklarına hedef oldu.
» Bu defa savcılığa Hrant başvurdu. Bursa/Nilüfer’den Ahmet Demir adlı bir kişi Hrant’a “Gestapo Türk” imzalı tehdit mektubu yollamış, “Oğlunu, seni ve Sarkis Seropyan’ı öldüreceğiz” demişti. Suç duyurusunda Dink, Şişli Adliyesi savcılarının bunu araştırmasını istiyordu. Tabii ki hiçbir sonuç alamadı.
» Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü hem İstanbul’a hem de Emniyet’in tepesine, İstihbarat Daire Başkanlığı’na 17 Şubat 2006 günü şu yazıyı gönderdi: “Yardımcı İstihbarat Elemanından (Erhan Tuncel) alınan bilgilerden ‘bahse konu şahsın (Yasin Hayal) çevresinde bulunan arkadaşlarına Ermenilere karşı büyük bir kin beslediğini ve önümüzdeki günlerde İstanbul ilinde ses getirecek bir eylem yapmayı planladığını, hedef olarak da, Türkleri ve Türkiye Cumhuriyeti’ni karalayıcı faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle, AGOS Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fırat (Hrant) Dink isimli şahsı seçtiğini, maddi imkan sağladığı takdirde bahse konu eylemi gerçekleştirmek için İstanbul iline gideceğini ve Sarıgazi ilçesinde bir fırında çalıştığı bilinen abisi Osman Hayal’in yanında kalacağını söylediği’ öğrenilmiştir.
» Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Engin Dinç, yazıyla yetinmemiş, İstanbul’daki mevkidaşı Ahmet İlhan Güler’i telefonla arayıp ayrıca görüşmüştü. Cinayetten sonra bunu açıklayacaktı. Ancak İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, bu yazıdan haberinin bile olmadığını iddia edecekti.
» Şimdi Ergenekon Davası’nın sanıkları arasında yer alan çeşitli kişiler, Dink’e karşı sürdürülen kampanyada hep ön saflardaydı. Art arda suç duyuruları yaparak Hrant’ı mahkemeden mahkemeye sürüklenmek zorunda bırakan, duruşmaları da saldırgan gösteriler düzenlemek için fırsat haline getiren avukat Kemal Kerinçsiz hep ortadaydı. Meşhur Veli Küçük bu gösterilerden birine bizzat gelmişti. Oktay Yıldırım değişmez simalardandı. Sevgi Erenerol oradaydı.
» Propaganda, duruşmaları fırsat bilip düzenlenen eylemlerin ideolojik geri planını besliyordu. 16 Mayıs 2006 günü Hrant Dink doğrudan saldırıya uğradı. Önce ona “şerefsiz, hain” diye bağıran yaklaşık 50 kişilik grup, mahkeme salonunda Hrant’ın avukatlarına bozuk para ve çakmaklar attılar, Dink duruşmada söz aldığında Kerinçsiz kalkıp, “Sus, yeter artık!” diye haykırdı, çıkışta Dink’e tükürmeye, vurmaya çalıştılar. “Gel de temiz Türk kanını gör, bakalım kimin kanı daha temiz”, “Seni şimdi hükümet koruyor, sonra kim koruyacak?” diye bağırdılar.
» Zaman gazetesi, 17 Mayıs’ta bu haberi “Hrant Dink’e hain tepkisi” başlığıyla verdi. “Bazı kişiler”, “tepki göstermiş”ti. Olay bundan ibaretti. Sabah’ın başlığı da şuydu: “Arbede dava erteletti”.
» 2006 Mayıs’ında ibaret olmadığını ortaya koydu. Yargıtay 9. Ceza Dairesi Dink’in altı ay mahkûmiyet kararını “usul” yönünden bozarken “suç işlenmiştir” dedi. Dink’in sözlerinin “Türklüğü tahkir ve tezyif edici nitelikte” olduğuna “kuşku bulunmamakta”ydı.
» Erhan Tuncel’i muhbir olarak işe alan Trabzon Emniyeti’nin başındaki müdür Ramazan Akyürek, bu sıralarda terfi etti, Ankara’ya, Emniyet’in tepe görevlerinden birine gitti: İstihbarat Daire Başkanı oldu.
» Dink 14 Temmuz’da Reuters ajansına verdiği bir demeçte 1915 için “soykırımdır” dedi. Hemen yeni soruşturma açıldı.
» Jandarma’ya muhbirlik yapan Coşkun İğci, bağlantıda olduğu Jandarma istihbarat görevlileri Okan Şimşek ile Veysel Şahin’e, Yasin’in Dink’e suikast planlarından söz etti. İğci, Hayal’in eniştesiydi. Yasin Hayal’in elinde Dink’in evine, işyerine ait krokiler görmüştü. Dink’in internetten indirilmiş fotoğrafları da vardı. Ayrıca Yasin Hayal ona para vermiş, silah bulmasını istemişti. Görevliler İğci’ye,“Yasin bölgemizde, sürekli gözetimimiz altında” dediler.
» Aldıkları bilgiyi üstleri Yüzbaşı Metin Yıldız’a ilettiler yine de, o da komutanı Albay Ali Öz’e aktardı. Ali Öz konuyu kapattırdı. Hayal’in eniştesinin jandarmaya ilettiği cep telefonu numaralarının dinlemeye alınmadığı sonradan anlaşılacaktı.
» Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Dink’in “temiz kan” yazısında Türklüğü tahkir-tezyif ettiğine hükmetti. 16 Eylül günü Sabah gazetesi, Yargıtay’ın “ders gibi bir gerekçe” başlığıyla sevinirken, Akşam, “Hrant Dink ifade özgürlüğünü aştı” başlığını uygun görmüştü. Hürriyet ise, kurul başkanı ile bir üyenin karşı oy kullanmış oluşuna anlamlı bir yaklaşım getirdi. Dink’in fotoğrafını koyup yanına “Yargıtay’ı böldü” diye başlık attı.
» Bu da yetmedi. Dink için 301’den yeni bir dava açıldı. Agos‘ta, Reuters’a demecinin alıntılandığı haber gerekçe gösterilerek. “Türklüğü aşağılamış”tı, üç yıla kadar hapsi isteniyordu.
» 2006 ekiminde, Fransa’nın Ermeni soykırımını reddetmeyi suç sayan yasayı görüşmesi Türkiye’de özel bir gerilim yarattı. Ermeni Patrikliği 11 ekim günü valiliğe başvurdu ve Türkiye Ermenilerine ait kurum ve kuruluşların güvenliğinin sağlanmasını talep etti.
» Emniyet ayrıca özel olarak Dink’in hedef seçilebileceğinin de farkındaydı. İstanbul’un İstihbarattan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Şammaz Demirtaş, cinayetten sonra, başbakanlık müfettişlerine, “oluşabilecek sansasyonel durumlar nedeniyle” Dink’in “ilgi alanlarında” olduğunu söyleyecekti.
» Ocak 2007’de Yasin Hayal mermi arıyordu. Attığı
SMS mesajı (7.65 mermi lazım) polisin elindeydi. Trabzon Emniyeti daha sonra bu mesajı tahrif edecek, savcılardan gizlemeye çalışacaktı.
» Mermi aranıyordu, çünkü katil adayı belirlenmişti. Tuncel, polise önce Yasin’in cinayeti bizzat işleyeceğini söylemiş, sonra başka bir tetikçi bulduğunu bildirmişti: Zeynel Abidin Yavuz. Fakat Yavuz Trabzon’dan uzaklaşacak, Yasin Hayal onun yerine bir başkasını ayarlayacaktı. Erhan Tuncel polise bunu da bildirmişti.
» 15 Ocak 2007’de Dink’in, aldığı haksız mahkûmiyet kararıyla ilgili başvurusu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ulaştı. Dink uzun başvuru yazısında “AİHM’in kararından çok Türkiye toplumunun vicdani kararını önemsediğini”, “ısrarla bu ülkenin herkesle eşit bir yurttaşı olmak istediğini” belirtti.
» Sabah gazetesinde Erdal Şafak, Dink öldürüldükten birkaç ay sonra (2 Temmuz 2007’de) şunları yazdı: “Geçen yılın sonbahar aylarıydı. Hrant Dink davalarına bakan yargıçlardan biriyle tesadüfen biraraya geldik. Sohbet sırasında Dink’in ‘Mahkûm olursam Türkiye’yi terk ederim’ sözünü hatırlattık. Yargıç bıyık altından güldü ve başımızı döndüren bir yanıt verdi: “Ya sevecek ya terk edecek. Başka seçeneği yok!” Yargıcın fikriyatı buydu.
» Dink öldürüldükten sonra da fikriyat değişmemiş olmalı ki, cinayet davasının ikinci duruşmasında, 2007 ekiminde, sanıkları getiren cezaevi jandarma araçlarından birinin önüne “Ya sev ya terk et” etiketi yapıştırılmıştı. Dink’in katilini Samsun otogarında yakalayıp Emniyet’e götüren görevliler, katille birlikte pozlar verip fotoğraflar, videolar çektirdiler. Ona “aslanım benim” diye hitap ettiler.
» Dink öldürülmeden bir hafta önce Agos’ta şöyle yazmıştı: “Birileri karar verdi ve ‘bu Hrant Dink artık çok olmaya başladı… Ona haddini bildirmek gerek” diyerek harekete geçti. Kabul ediyorum, kendimi ve Ermeni kimliğimi çok merkeze alan bir iddia bu. (…) Ne var ki benim ruhsal algılamam bu…”
Dink’in ruh hali de buydu.
Kronolojinin tamamı için:
www.19ocak.org

Ezel Dizisi Bitiyormu ?

Filed Under (sinema) by cetsohbet on 31-01-2010

Kenan İmirzalıoğlu’nun adeta yeniden doğduğu Ezel dizisi bu sezon ekranlara veda mı ediyor ?

Milyonları ekran başına kitleyen ‘Ezel’ dizisi geçtiğimiz hafta bir değişikliğe uğrayıp Show Tv’de olan yayınına Atv’de devam etmeye başlamıştı. İzleyici tam buna alışmışken şimdi de Ezel’in bu sezon sonunda biteceği haberleri kulaktan kulağa dolaşıyor. Gecce.com’un haberine göre Ay Yapım’ın üstlendiği dev yapım ‘Ezel’ bu sezon sonunda dizi senaristleri tarafından bitirilecek eylül başında da film olarak vizyonlarda olacak.

Erdoğan Sarkozy’ye böyle çattı!

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 30-01-2010

Erdoğan Sarkozy'ye böyle çattı!
Başbakan Erdoğan Euronews’e verdiği ilk röportajında Sarkozy’ye çattı: Akla gelmez şeyler ileri sürüyor…Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkçe yayına başlayan Euronews’e verdiği ilk röportajında, AB sürecine ve tam üyelik müzakerelerini nasıl gördüğüne ilişkin bir soruları yanıtladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Avrupa Birliği (AB), bir Hristiyan kulübü olmamalıdır. AB, mesela bir islamofobya kampanyasının içerisinde yer almamalıdır. Yer alan bir ülke varsa uyarılmadır, ikaz edilmelidir” dedi.

Erdoğan, şunları kaydetti:
“AB üyelerinin bir kısmı ne yazık ki dürüst davranmıyor. Sıkıntı burada. Bunun niçin söylüyorum? Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde olmayan uygulamalarla Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar. Bu, çok yanlış bir şey. Şunu bilmemiz lazım, bizler liderler olarak gelip geçiciyiz, ama halklar kalıcıdır. Bir liderin farklı bir ülke için olumsuz yaklaşımı o ülke halkının o lider sebebiyle o ülkeye bakışını değiştirir.”

“Sarkozy’den mi bahsediyorsunuz?” sorusu üzerine de Erdoğan, “Sayın Sarkozy, akla gelmez veyahut aklın kabul etmeyeceği şeyler ileri sürüyor. Biz ne yaparlarsa yapsınlar, hangi engeli koyarlarsa koysunlar, çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Sabırla sürdüreceğiz. Ama tabii bunun da bir sonu var. Ta ki AB, bütün üyeler ‘Biz Türkiye’yi almıyoruz’ diyene kadar… Bunu demeleri lazım” karşılığını verdi.

“Bazı Avrupa ülkelerinin liderlerinin bu olumsuz tavırlarında dini ve kültürel farklılıkların rol oynadığını düşünüyor musunuz?” sorusuna karşılık Erdoğan, şunları söyledi:
“AB bir Hristiyan kulübü olmamalıdır. AB, mesela bir islamofobya kampanyasının içerisinde yer almamalıdır. Yer alan bir ülke varsa uyarılmadır, ikaz edilmelidir. Mesela Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak açık yüreklilikle antisemitizmi lanetlemiş ve onu bir insanlık suçu olarak görmüş bir liderim. Ama islamofobya konusunda da hassasım. Çünkü ben bir Müslümanım ve hiçbir zaman kalkıp da İslam karşıtlığına tahammül edemem. Bunun tabii bir Müslüman olarak da savunmasını sonuna kadar yaparım. Hiçbir zaman terörle İslam’ı yan yana getiremez. Kimsenin buna cüret etmesine ben bir Müslüman olarak, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak ‘evet’ diyemem.”

BÖYLE BİR TABLODA KİM DÜRÜST

Kıbrıs’taki görüşmelere ve Türkiye’nin bu konudaki AB’den beklentilerine ilişkin soru üzerine Başbakan Erdoğan, “AB, Kıbrıs konusuyla alakalı da şu ana kadar samimi davranmamıştır. Yüzde 65 Kuzey Kıbrıs’ta ‘Evet’ oyu çıktı Annan Planı’na. Güney’de ne oldu? Yüzde 75 ‘Hayır’ çıktı. Böyle bir tabloda kim dürüst? Kuzey Kıbrıs” dedi.
“Kıbrıs’ın bu noktaya gelmesinde, şu andaki hale gelmesinde AB’nin çok büyük hatası var ve bu tarihi bir yanlıştır.
Tarihi bir hatadır. Neyle? Güney Kıbrıs’ı AB’ye almakla…” diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
“Burada bu konuyla ilgili olarak Sayın Gerhard Schröder’in çok ağır ithamları var. ‘Burada Türkiye’ye, Kuzey Kıbrıs’a ahlaki olmayan yöntemlerle yaklaşılmıştır’ diyor. Angela Merkel ise ‘almakta hata yaptık’ diyor. Bunları kendileri söylüyorlar, ama şimdi de kalkıp Güney Kıbrıs’a sahip çıkıyorlar.

Bir defa Güney Kıbrıs’ı ‘Kıbrıs’ diye ifade etmek, o da ayrıca bir siyasi yanlıştır. Zira kuzeyde şu anda güney ile barışık olmayan ayrı bir devlet var. Ve bu kuzeydeki devleti biz Türkiye olarak tanımışız. Bu devletin üzerinde bir spekülasyon kabul etmiyoruz. Başkaları kabul edebilir, bizim için önemli değil. AB üyesi ülkeler de bu tarihi yanlışıyla anılacaktır, bu, tarihin kayıtlarına da bu şekilde girecektir, girmiştir de” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, “Yakın zamanda tekrar birleşik bir Kıbrıs göreceğimizi düşünüyor musunuz?” sorusuna karşılık, şunları kaydetti:
“Güney Kıbrıs hep kaçamak oynuyor. Ve AB bu noktada Güney Kıbrıs’ı uyarmak durumundadır. Burada bilinmesi lazım ki, bu süreç ipotek altına alınmıştır.
Biz bu yıl içerisinde bu işi çözmenin gayreti içerisindeyiz. Bunu BM zemininde çözelim istiyoruz. Hatta gerekirse bu işi beşli de yapabiliriz. İki taraf ülke, diğer tarafta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere birlikte bunu yapabiliriz. 3-5 gün önce Sayın Gordon Brown aradı. Onlar ‘bu işi birlikte yapmaya nasıl bakarsınız?’ dediler. Bizim açımızdan herhangi bir olumsuzluk söz konusu değil. Yani bir araya gelebiliriz, konuşabiliriz. Bütün mesele olaya adil yaklaşalım. Garantör ülkeler sıfatıyla eğer bu işi yapacaksak, bu garantiler nelerdir, bunları bilmemiz ve görmemiz lazım. Bizim bu yıl içerisinde temennimiz bu işin bitirilmesidir.”

MHP’li Vural: Hesap sorma vakti geliyor

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 30-01-2010

MHP Babaeski ilçe teşkilatı tarafından düzenlenen konferansta konuşan Vural, hükümetin ”demokratik açılım” politikalarını eleştirdi.

İktidarın ”demokrasiyi geriye götürdüğünü” iddia eden Vural, ”Yandaş medya oluşturulduğunu” ileri sürerek, ”Medya üzerinde, yargı üzerinde baskı oluşturuyorlar. Türkiye’de demokrasi açısından geriye gidiş vardır. Tek adam yönetimi vardır” görüşünü savundu.

Vural, ”Biz hesap soracağız. Bu milleti milli kimliğinden kopartmak isteyen, Cumhuriyetimizle hesaplaşmasını sağlayan, milletimizi toprağından işinden aşından eden, yolsuzluklarla bütün milletin kanını emen, bu yönetim anlayışından hesap sorma vakti yaklaşıyor. Sayın Başbakan’ın ’seçim yaklaşıyor’ denildiği zaman tüyleri diken diken oluyor. Bu sene seçim olmazsa, seneye zaten seçim olacak, o gün gelecek. MHP’ye daha çok destek olmanızı istiyorum” diye konuştu.

AA

Erdoğan’dan AB’ye dürüstlük çağrısı

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 30-01-2010

Erdoğan, Türkçe yayına başlayan Euronews’e verdiği ilk röportajında, AB sürecine ve tam üyelik müzakerelerini nasıl gördüğüne ilişkin bir soru üzerine, şunları kaydetti:

”AB üyelerinin bir kısmı ne yazık ki dürüst davranmıyor. Sıkıntı burada. Bunun niçin söylüyorum? Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde olmayan uygulamalarla Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar. Bu, çok yanlış bir şey. Şunu bilmemiz lazım, bizler liderler olarak gelip geçiciyiz, ama halklar kalıcıdır. Bir liderin farklı bir ülke için olumsuz yaklaşımı o ülke halkının o lider sebebiyle o ülkeye bakışını değiştirir.”

”Sarkozy’den mi bahsediyorsunuz?” sorusu üzerine de Erdoğan, ”Sayın Sarkozy, akla gelmez veyahut aklın kabul etmeyeceği şeyler ileri sürüyor. Biz ne yaparlarsa yapsınlar, hangi engeli koyarlarsa koysunlar, çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Sabırla sürdüreceğiz. Ama tabii bunun da bir sonu var. Ta ki AB, bütün üyeler ‘Biz Türkiye’yi almıyoruz’ diyene kadar… Bunu demeleri lazım” karşılığını verdi.

”Bazı Avrupa ülkelerinin liderlerinin bu olumsuz tavırlarında dini ve kültürel farklılıkların rol oynadığını düşünüyor musunuz?” sorusuna karşılık Erdoğan, şunları söyledi:

”AB bir Hristiyan kulübü olmamalıdır. AB, mesela bir islamofobya kampanyasının içerisinde yer almamalıdır. Yer alan bir ülke varsa uyarılmadır, ikaz edilmelidir. Mesela Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak açık yüreklilikle antisemitizmi lanetlemiş ve onu bir insanlık suçu olarak görmüş bir liderim. Ama islamofobya konusunda da hassasım. Çünkü ben bir Müslümanım ve hiçbir zaman kalkıp da İslam karşıtlığına tahammül edemem. Bunun tabii bir Müslüman olarak da savunmasını sonuna kadar yaparım. Hiçbir zaman terörle İslam’ı yan yana getiremez. Kimsenin buna cüret etmesine ben bir Müslüman olarak, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak ‘evet’ diyemem.”

-”BÖYLE BİR TABLODA KİM DÜRÜST?”-

Kıbrıs’taki görüşmelere ve Türkiye’nin bu konudaki AB’den beklentilerine ilişkin soru üzerine Başbakan Erdoğan, ”AB, Kıbrıs konusuyla alakalı da şu ana kadar samimi davranmamıştır. Yüzde 65 Kuzey Kıbrıs’ta ‘Evet’ oyu çıktı Annan Planı’na. Güney’de ne oldu? Yüzde 75 ‘Hayır’ çıktı. Böyle bir tabloda kim dürüst? Kuzey Kıbrıs” dedi.

”Kıbrıs’ın bu noktaya gelmesinde, şu andaki hale gelmesinde AB’nin çok büyük hatası var ve bu tarihi bir yanlıştır. Tarihi bir hatadır. Neyle? Güney Kıbrıs’ı AB’ye almakla…” diyen Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

”Burada bu konuyla ilgili olarak Sayın Gerhard Schröder’in çok ağır ithamları var. ‘Burada Türkiye’ye, Kuzey Kıbrıs’a ahlaki olmayan yöntemlerle yaklaşılmıştır’ diyor. Angela Merkel ise ‘almakta hata yaptık’ diyor. Bunları kendileri söylüyorlar, ama şimdi de kalkıp Güney Kıbrıs’a sahip çıkıyorlar.

Bir defa Güney Kıbrıs’ı ‘Kıbrıs’ diye ifade etmek, o da ayrıca bir siyasi yanlıştır. Zira kuzeyde şu anda güney ile barışık olmayan ayrı bir devlet var. Ve bu kuzeydeki devleti biz Türkiye olarak tanımışız. Bu devletin üzerinde bir spekülasyon kabul etmiyoruz. Başkaları kabul edebilir, bizim için önemli değil. AB üyesi ülkeler de bu tarihi yanlışıyla anılacaktır, bu, tarihin kayıtlarına da bu şekilde girecektir, girmiştir de” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, ”Yakın zamanda tekrar birleşik bir Kıbrıs göreceğimizi düşünüyor musunuz?” sorusuna karşılık, şunları kaydetti:

”Güney Kıbrıs hep kaçamak oynuyor. Ve AB bu noktada Güney Kıbrıs’ı uyarmak durumundadır. Burada bilinmesi lazım ki, bu süreç ipotek altına alınmıştır.

Biz bu yıl içerisinde bu işi çözmenin gayreti içerisindeyiz. Bunu BM zemininde çözelim istiyoruz. Hatta gerekirse bu işi beşli de yapabiliriz. İki taraf ülke, diğer tarafta Türkiye, Yunanistan ve İngiltere birlikte bunu yapabiliriz. 3-5 gün önce Sayın Gordon Brown aradı. Onlar ‘bu işi birlikte yapmaya nasıl bakarsınız?’ dediler. Bizim açımızdan herhangi bir olumsuzluk söz konusu değil. Yani bir araya gelebiliriz, konuşabiliriz. Bütün mesele olaya adil yaklaşalım. Garantör ülkeler sıfatıyla eğer bu işi yapacaksak, bu garantiler nelerdir, bunları bilmemiz ve görmemiz lazım. Bizim bu yıl içerisinde temennimiz bu işin bitirilmesidir.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Türkiye gibi bir dostunu kaybetmesi, sanıyorum İsrail için gelecekte onların düşünmesi gereken bir konu olacaktır” dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkçe yayına başlayan Euronews’e verdiği röportajda, ”Kürt meselesi konusunda tarihi bir adım atarak, meselenin demokratik düzlemde çözülmesi noktasında bir plan, proje hazırladınız. Aradan 1 yıla yakın süre geçti. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine, bunun son dönemin en önemli gündem maddesi olduğunu vurguladı.

Buna sadece ”Kürt sorunu” denilmesinin bu çalışmayı çok zayıflatacağını ifade eden Başbakan Erdoğan, çalışmanın Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve demokratik açılım süreci olduğunu dile getirdi.

Erdoğan, bu sürecin içinde Kürt sorununun, etnik unsurların sorunları içerisinde bir tanesi olduğunu belirterek, ”Olaya sadece Kürt sorunu olarak bakarsak, bu bir defa Türkiye’ye ve Türk milletini oluşturan etnik unsurların diğerlerine bir yerde saygısızlık olur. Onların da sorunları var. Biz bunların hepsini şu anda bu proje dahilinde ele almış vaziyetteyiz. Hepsinin üzerinde çalışıyoruz” diye konuştu.

-TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ-

Başbakan Erdoğan, ”İsrail-Türkiye ilişkilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz ve gelinen noktada Türkiye’nin bölgede, İsrail ile Arap ülkeleri ve İsrail-Suriye arasında ara buluculuk rolü oynayabileceğini düşünebiliyor musunuz?” sorusuna karşılık, ”Türkiye gibi bir dostunu kaybetmesi, sanıyorum İsrail için gelecekte onların düşünmesi gereken bir konu olacaktır” dedi.

”Büyükelçimize karşı takınılan tavrın uluslararası diplomaside yeri yoktur. Biz, İsrail-Suriye ilişkilerinde elimizden geleni yaptık” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

”Bakıyorsunuz şimdi Sayın Binyamin Netanyahu kalkıyor diyor ki, ‘Ben Erdoğan’a güvenmiyorum. Sarkozy’ye güveniyorum’. Böyle bir isim açıklamaya mecbur musunuz? İşte bu da bir diplomasi açığı… Çünkü bunu siz söylediğiniz zaman, o zaman, yani sen bana güvenmediğine göre ben sana nasıl güveneceğim? Şu anda İsrail ile aramızda çok ciddi anlaşmalar var. Güvensizlik üzerine bu anlaşmaların yürütülmesi mümkün olur mu? Bir dünya devleti olarak İsrail kendini görüyorsa, komşularıyla olan münasebetlerini bir gözden geçirmesi gerekir diye düşünüyorum.”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”İsrail Dışişleri Bakanı sizi iki ülke arasında tansiyonu yükseltmekle, esasında antisemitizm ile suçladı. Siz geriye dönüp baktığınızda kendi tutumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz? Acaba ‘konuyu daha diplomatik ele alabilir miyim’ diye düşündünüz mü?” sorusu üzerine, ”Ben gerçeği söylüyorum ve gerçeği söylemeye de devam edeceğim” yanıtını verdi.

Erdoğan, ”Türkiye, yüzyıllara dayanan bir geçmişi olan bir devlet. Böyle bir devletle konuşurken, oturup kalkarken dikkat edeceksin. Kalkıp da savunmasız insanlar acımasızca öldürülürse, bunlar fosfor bombalarıyla vurulursa, alt yapı, üst yapı, her yer yıkılırsa, adeta bir açık hava hapishanesine insanlar mahkum edilirse, biz bunu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile insan hakları ile bağdaştıramayız ve buna seyirci kalamayız” diye konuştu.

-TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ-

”Ermenistan Anayasa Mahkemesi, Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesini ön gören protokollere dair farklı bir yorum getirdi ve bu yorum Ankara’yı rahatsız etti. Bu kararın ardından Türkiye’nin protokollere ilişkin yol haritası nasıl olacak?” sorusunu Başbakan Erdoğan, şöyle yanıtladı:

”Bir kere daha işin başında sağlıksız bir giriş söz konusu. O zaman biz neyi görüşüyoruz, neyi yapacağız? Öyleyse, bunu Ermenistan’ın yeniden ele alması lazım. Yeniden görüşmesi lazım. Biz Türkiye olarak orada sözleşmedeki vaadimiz ne ise onu şu anda yerine getirdik. Halen getiriyoruz da. Burada karşılıklı olarak bir takvim, bir yol haritası var. Bu yol haritası devam edecektir. Biz buna her zaman hazırız, samimiyiz. Yolumuza aynı şekilde devam ediyoruz.”

AA

Çek’ler Azerbaycan’ı saf dışı bıraktı

Filed Under (Spor) by cetsohbet on 30-01-2010

Debrecen kentindeki Fönix Spor Salonu’nda oynanan maçta Çek Cumhuriyeti, rakibi Azerbaycan karşısında ilk yarı bir varlık gösteremedi ve devreyi 2-1 mağlup kapadı. Karşılaşmanın ikinci yarısında gayet istekli bir oyun ortaya koyan Çek Cumhuriyeti, önce beraberliği, daha sonra ise galibiyeti yakaladı.

Azerbaycan ise dokuz Brezilya asıllı futbolcusuyla oyuna ağırlığını koyamadı ve maçtan yenik ayrılarak Avrupa dördüncülüğü ile yetinmek zorunda kaldı.

AA

İşte yeni Anayasa’nın ayrıntıları

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 30-01-2010

İşte yeni Anayasa'nın ayrıntıları
Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, yapmak istedikleri yeni anayasanın ayrıntılarını verdi.TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu, ”Anayasa kısa bir metin olmalı, ayrıntıları yasalara bırakmalı, başı ile sonu birbirini görmeli” dedi.

Prof. Dr. Kuzu, Mardin Artuklu Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen ”Türkiye’nin Yeni Anayasa Arayışı, Felsefe, Yönetim, İçerik” konulu panelde, Anayasa’nın, birlikte yaşayabilmenin en büyük parçası olduğunu, bunun en güzel örneğinin Mardin’de yaşandığını söyledi.

Türkiye’nin, halen anayasasını arayan ve siyasal sistemini oturtmamış bir ülke olmasının kendisini üzdüğünü aktaran Kuzu, ABD’nin 300 milyon nüfusunu 7 maddelik kısa bir Anayasa metni ile yönettiğini bildirdi.

1982 Anayasası’nın, bir terörle mücadele metni olarak Kenan Evren’in kefil olmasıyla kabul ettirildiğini belirten Kuzu, şöyle dedi:

”Kenan Evren bu Anayasa ile terörün kökünü kazıyacağını söylemişti ama geldiğimiz noktaya bir bakalım nerelerdeyiz. Her Anayasa değişiklik talebimizde sivil askeri bürokrasi ‘biz varız’ diyor. Ama buna karşılık ‘biz de varız’ diyoruz. Anlaşılıyor ki yeni bir anayasa için telaşlı bir ortam gerekir. Mesela ülkemiz Cumhuriyet tarihi boyunca enerji ve zamanının yüzde 60′ı OHAL ile geçmiştir. Telaşsız bir ortama girdiğimiz zaman mutlaka başımıza bir şeyler gelir. Dolayısıyla Anayasa kısa bir metin olmalı, ayrıntıları yasalara bırakmalı, başı ile sonu birbirini görmeli. Bu özellikleri 1982 Anayasası’nda göremiyoruz.”

Muhalefet partilerine Mardin’den seslenmek istediğini belirten Kuzu, ”Burada size sesleniyorum: Gelin birlikte bir uzlaşma komisyonu kuralım ve yeni bir anayasa hazırlayalım. Eğer gelmiyorsanız sizi burada halka şikayet ediyorum” diye konuştu.

Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ergun Özbudun da Türkiye’de ciddi bir anayasa probleminin mevcut olduğunu ve bunun 1982 Anayasası’ndan kaynaklandığını bildirdi.

Bugüne kadar 16 anayasa değişikliğine gidildiğini, bunların Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini anlatan Özbudun, 2007 yılından bu yana hazırladıkları ön taslak metnin insafsız ve haksız bir şekilde eleştirildiğini aktardı.

Özbudun, şöyle konuştu:

”(Kapalı kapılar ardında hazırlanmıştır, bir AK Parti dayatmasıdır) denildi. Bunların hiçbirini hak etmediğimizi düşünüyoruz. Çeşitli aşamalardan geçmesinin ardından TBMM Genel Kuruluna, ardından da referandumda halkın onayına sunulacaktı. Anayasa değişiklik süreci engebesiz değildir. Birtakım zorluk ve riskler taşısa bile siyasi iradenin bunu gerçekleştirmesi mümkün. Türkiye Milletvekilliği, kamu denetçiliği ve Siyasi Partiler Yasası’nda yapılacak değişikliklerle Türk demokrasisinin önü açılabilir.”

Atılım Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Levent Köker ise anayasaları yapanların toplum olduğunu, anayasa değişikliklerinin halka mal edilmesi gerektiğini kaydederek, kısmi anayasa değişikliği yapmak yerine yeni bir anayasanın Türk demokrasinin gelişimi ve geleceği açısından daha önemli olacağını söyledi.

AK Parti Mardin Milletvekili Cüneyt Yüksel de daha çağdaş değerleri yansıtan, Türkiye’nin önünü tıkamayan, kurumlar arası dengeleri iyi koyan ve kendisi sorun olmayan bir anayasayı Türkiye’ye armağan etmek gerektiğini aktardı.

İki oturum halinde yapılan panelde, Anayasa Değiştirme Sorunu, Yeni Anayasa Yapımında Yöntem Sorunları, Anayasa Yapım Süreçlerinde Kurucu İktidar konuları ele alındı.

Baba Bush’tan Obama’ya ziyaret

Filed Under (Dünya) by cetsohbet on 30-01-2010

Baba Bush'tan Obama'ya ziyaret

ABD’nin 41. Başkanı George Herbert Walker Bush, bugün Beyaz Saray’da Başkan Barack Obama’yı ziyaret etti.ABD’nin 41. Başkanı George Herbert Walker Bush, bugün Beyaz Saray’da Başkan Barack Obama’yı ziyaret etti.

43. Başkan George Walker Bush’un babası olan H. W. Bush (85), Obama ile 35 dakika süren görüşmenin ardından Beyaz Saray’dan çıkarken gazetecilerin soruları üzerine, ‘İyi buluşmaydı, iyi görüşmeydi’ dedi.

Baba Bush’un yanında, 43. Başkan oğul Bush’un küçük kardeşi, eski Florida Valisi Jeb Bush da vardı ve o da şimdiki 44. Başkan Obama ile görüşmeye katıldı.

Yoğun kar yağışı altındaki görüşmeye bastonla gelen baba Bush, 1981-86′da Cumhuriyet Partisi’nden 40. Başkan Ronald Reagan’ın Başkan Yardımcısı’ydı.

Beyaz Saray yetkilileri, baba Bush’un bugünkü Beyaz Saray ziyaretinin Washington’da bir yemek daveti için bulunduğundan ‘nezaket ziyareti’ olduğunu söyledi.