Referandumun sonucu belli tek köy

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 20-07-2010

Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı 49 haneli 200 yıllık Sultaniye köyünün Büyük Karaağaç mahallesi 1985′te birinci derece askeri bölge ilan edilmesiyle halk kendi topraklarında “İşgalci” durumuna düştüklerini açıkladı.

Ev yapmanın ve denize girmenin yasak olduğu köyde, vatandaşlar duruma isyan ettiler. Konuyu TBMM gündemine de taşıyan vatandaşlar, 12 Eylül’deki Anayasa referandumunun kendileri için bir umut olduğunu düşünüyorlar.

Köy sakinleri referandumda fire vermeyeceklerini iddia ediyorlar.

Köye 5 kilometre mesafeye askeri kamp yapıldıktan sonra giriş çıkışlarına güvenlik gerekçesiyle, “Birinci derece askeri yasak bölgedir. Yol boyuncu durmak, park etmek, yetki verilmiş resmi araçlar dışında, özel ve resmi araçlarla yayaların girmesi yasaktır” yazılı levhalar konuldu.

‘İşgalci’ olarak nitelendirildiklerini ileri süren köylülerin köyü boşaltmaları istendi. Bölgede ev yapmak, denize girmek ve hatta balık tutmak bile yasaklandı. 25 yıldır işgalci muamelesi görerek, kendi köylerinde esir hayatı yaşadıklarını ileri süren köylüler, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve ilgili bakanlıklardan sonra konuyu TBMM’ye taşıdı.

Köy sakinleri, evlerinin Aksaz Deniz Üs Komutanlığı tarafından güvenlik gerekçesiyle boşaltılmak istenmesine karşı yıllarca mücadele verdi. Pek çok kuruma başvuran köylüler, son olarak TBMM Dilekçe Komisyonu’na, TBMM’nin bir komisyon kurarak köyde inceleme yapılmasını ve uğranılan haksızlığın tespit edilmesini istedi. Köylüler, başvuru dilekçesinde şu görüşleri dile getirdi:

“1982 yılında Kenan Evren Paşa arazilerin tapulu olup olmadığını, eski veya yeni olduğunu hiç dikkate almadan (köy arazisini) Milli Savunma Bakanlığı’na teslim etmiş, bir de Bakanlar Kurulu kararı aldırtmıştır. Sayın büyüklerimiz, nasıl suç işleyen görevliler varsa, burada da çıkar peşinde olanlar var. Bunların araştırılmasını istiyoruz” Dilekçede, arazilerin ‘güvenlik’ gerekçesiyle köylülerin elinden alınmak istendiği, ancak bölgeye askeri tesis adı altında tatil köyleri yapıldığı da ileri sürüldü.

SAYIŞTAY İNCELEME YAPTI

TBMM Dilekçe Komisyonu, konuyla ilgili Milli Savunma ve Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan aldığı bilgilerden tatmin olmadı. Sayıştay’ın bölgede bir inceleme yapması, çalışmaların bu inceleme doğrultusunda devam etmesi kararlaştırıldı. Bir ay önce köye gelen Sayıştay üyeleri köylülerle görüştü. Bölgedeki arazilerin tapuları, evlerin, yolların ve camilerin ne zaman yapıldığı, orman durumu ve bölgedeki mezarları incelediler. Köylüler şimdi Sayıştay raporunu bekliyorlar.
Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin ile yüz yüze görüşerek dilekçelerini veren köy sakinleri, Sayıştay raporu doğrultusunda kurulacak olan Milli Emlak Genel Müdürlüğü ile Orman Genel Müdürlüğü üyelerinin yer alacağı komisyonun kararını bekleyecek.

REFERANDUMDA FİRE VERMEYECEKLER

Anayasa değişikliğini destekleyen köy sakinleri, referandumda fire vermeyeceklerini iddia ettiler.
12 Eylül’den sonra Kenan Evren’in ‘Askeri alan’ ilan ettiği köyün sakinleri darbecilere yargı yolunu açan anayasanın geçici 15. maddesinin kaldırılmasını da sabırsızlıkla bekliyor. Anayasa değişikliği yürürlüğe girer girmez Evren’e dava açacaklarını belirten köylüler, referanduma gidilmesi halinde fire vermeyeceklerini öne sürdüler.

200 yıllık köylerinde 25 yıldan bu yana işgalci muamelesi gördüklerini anlatan köy sakinleri, “Ev yapmak, denize girmek, hatta balık tutmak bile yasak. Bu yasaklar nedeniyle binlerce lira ceza ödemek zorunda kaldık. Geçen Mart ayında Güney Deniz Saha Komutanlığı aracılığıyla “26 Mart tarihine kadar evlerinizi boşaltın” tebligatı aldık. Köyümüzden kopmak istemiyoruz. 200 yıllık köyün toprakları 25 yıl önce askeri alana dahil edildi. Burada işgalci gibi gösteriliyoruz. Biz işgalci değiliz. Bizim dedelerimiz Çanakkale’de şehit oldular. Mezarları burada. İnceleme yapılsın, karar verilsin. Köyümüzde rahatça yaşamak istiyoruz” dediler.

Sultaniye köyü sakinlerinin sorunun çözmek amacıyla çalışmalar yaptıklarını belirten AK Parti Muğla Milletvekili Dr. Mehmet Nil Hıdır, “Köyün bugün bu halde olmasının sebebi 1946 yılında yapılan kadastro çalışmalarında, burasının unutulmuş olmasıdır. Köyde yaşayan vatandaşlarımızın mağduriyetinin giderilmesi için TBMM Başkanımız Sayın Mehmet Ali Şahin’e dilekçe verdik. Dilekçe komisyona havale edildi. Komisyon da Sayıştay kararıyla tespit yapılmasına karar verdi. Sayıştay denetçileri, köyde araştırmalarını tamamladı. Köyün geçmişine ilişkin mezar taşları, tapu kayıtları incelendi. Bundan sonra yapılacak çalışmalarda Sayıştay denetçilerinin vereceği karar önemli rol oynayacak. Eğer olumsuz karar çıkarsa asker köylülere yer göstererek konut yapmalıdır. Asker bizim askerimiz, ancak köylü de bizim köylümüz. Askerlerin vatandaşlarımıza ‘işgalci’ gözüyle bakması son derece yanlıştır. Bu köylülerimizin ataları kurtuluş savaşında şehit vermiş ve bu şehitlerin mezarları bu köyde bulunmaktadır. Orman ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü köylülerimize yeni bir yerleşim alanı gösterebilir. Burada orman kanunun 2/A maddesi uygulanabilir”.

Nükleer santrale Çankaya’dan onay

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 20-07-2010

Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Gül,

6005 sayılı ”Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”,

6006 sayılı ”Milletlerarası Para Fonu ile Milletlerarası İmar ve Kalkınma Bankasına Katılmak İçin Hükümete Yetki Verilmesine Dair Kanuna Ek Milletlerarası Para Fonu Ana Sözleşmesinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Belgelerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ve

6007 sayılı ”Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyetinde Akkuyu Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun”nu onaylayarak Resmi Gazete’de yayımlanmak üzere Başbakanlık’a gönderdi.

‘MHP ve sosyal demokratları anlamıyorum’

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 13-07-2010

Siyaseti millet adına yaptıkları gibi halka hesap verme konusunda da en ufak bir tereddüt dahi duymadıklarını kaydeden Kafkas, Mersin’de büyük bir buluşmayı, bir büyük organizasyonu gerçekleştirme adına yola çıktıklarının altını çizdi.

Kafkas, AK Parti Mersin İl Başkanı Fatih Kısa’nın istifasının ardından boşalan başkanlık görevine atanan Mekin Merter Salt’ın getirilmesi ve parti içindeki ‘yeniden yapılanma süreci’ ile ilgili olarak parti binasında düzenlenen toplantıda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

AK Parti Konya Milletvekili Mustafa Kabakçı ve Mersin İl Başkanı Mekin Merter Salt’ın da hazır bulunduğu toplantıda konuşan Kafkas, yeniden yapılanma yolunda atılan adımın Mersin adına yeni bir başlangıç olduğunu vurguladı. Parti olarak Türk siyasetini temize çekmekle birlikte demokrasi ve özgürlüklerin de teminatı olduklarını kaydeden Kafkas, ülkeyi yeniden yapılandırdıkları gibi Türkiye’nin muasır medeniyetler seviyesine taşınması noktasında da emin adımlarla yürüdüklerini anlattı.

AK Parti’yi, ‘sivil ve özgürlükçü bir hareket’ olarak nitelendiren Kafkas, “AK Parti, Türkiye’nin partisi olmasının yanında ülkeyi kucaklayan ve bütün renklerini kendi rengi, tüm farklılıklarını da yine kendi zenginliği olarak görüp, ülke ve ülke insanını kucaklayan bir partidir” dedi. Mersinlileri kucaklama ve kentteki bir büyük yürüyüşü başlatma adına yeniden yapılanma kararı alındığını hatırlatan Kafkas, söz konusu karara bağlı olarak da Fatih Kısa başkanlığındaki il yönetiminin istifa ettiğini ve bu
gelişmenin ardından da İl Başkanlığı görevine; aynı zamanda da Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Mersin Şube Başkanlığı’nı da yürüten ve parti üyesi olan Mekin Merter Salt’ın atandığını açıkladı.

“MERSİN’DE BİR BÜYÜK BULUŞMAYI GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN YOLA ÇIKTIK”

Salt’ın, kentte yapılan kamuoyu araştırmalarının yanı sıra teşkilat mensuplarıyla yapılan birebir görüşmelerin ardından il başkanlığına uygun görüldüğünün altını çizen Kafkas, bu kapsamda da parti içindeki yeniden yapılanma sürecinin de Mekin Merter Salt ile birlikte yürütüleceğinin altını çizdi. Söz konusu süreçte sadece il yönetiminin değil, aynı zamanda da başta merkez ilçeler olmak üzere tüm ilçe başkanlarının yönetimleriyle birlikte istifa ettiğini dile getiren Kafkas, teşkilatlarla ilgili olarak da yaklaşık 6 aydan bu yana kentte çalışmalarda bulunduklarını belirtti.

Mersin’in tarihsel, kültürel yapısının yanı sıra turizm, ekonomi, lojistik ve tarım gibi sektörlerde de oldukça önemli bir potansiyele sahip olmasına karşın, bundan yeterince faydalanılamadığı ifade eden Agah Kafkas, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da talimatları doğrultusunda kentte bir büyük buluşmayı, büyük bir organizasyonu hayata geçirebilme adına yola çıktıklarını söyledi. Kafkas, “Bugüne kadar görev yapan arkadaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Hiçbir arkadaşımız, görevlerinden istifa ederek teşkilatlardan ayrılmadı. Onlar, parti bayrağını büyük bir onurla taşıdılar. Yeniden yapılanma sürecinde bu arkadaşlarımızın tavsiye ve görüşlerini de alacağız. Başlatmış olduğumuz bu onurlu yürüyüşte herkese kapımız açık” diye konuştu.

Rize Belediye Başkanına ihraç talebi

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 13-07-2010

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, terör konusunda yaptığı bazı açıklamaları basında yer alan AK Partili Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı’nın kesin ihraç talebi ile Disiplin Kurulu’na sevk edildiğini bildirdi.

Çelik, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından, basın toplantısı düzenledi.

Çelik, MYK toplantısında, Halil Bakırcı ile ilgili yapılan incelemeye ilişkin raporun ele alındığını kaydetti ve ”Rize Belediye Başkanı Sayın Halil Bakırcı sarf ettiği uygunsuz sözler nedeni ile kesin ihraç talebi ile partimizin Disiplin Kurulu’na sevk edilmiştir” dedi.

Disiplin Kurulu’nun gerekli çalışmayı yapacağını ifade eden Çelik, Bakırcı hakkındaki nihai kararın yine MYK toplantısında verileceğini, bunun da kamuoyu ile paylaşılacağını belirtti.

Bir gazetecinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün DSP’ye yaptığı ziyaretin ardından, DSP’den ”Başbakan Erdoğan MHP ve BDP ile de görüşmeli” çağrısının yapıldığını anımsatarak, ziyaretler kapsamına MHP ve BDP’nin de alınıp alınmayacağını sorması üzerine, Çelik, Başbakan Erdoğan’ın neden MHP ve BDP’yi ziyaret etmediğine ilişkin net açıklamalar yapıldığını vurguladı.

Çelik, ”Sayın Başbakan Sırbistan dönüşünde de bu konudaki görüşlerini açıkladı. Bunlara ilave edilebilecek bir şey bu saatte yok” dedi.

AA

Özel Harekatçılar cepheye hazır

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 13-07-2010

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, bakanlık olarak ‘hukukun üstünlüğü’ ve ‘insan haklarına saygı’ ilkelerine çok önem verdiklerini ifade ederek, polislerden bu konularda hassas olmalarını istedi.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 38. Dönem Özel Harekat Kursu’nu başarı ile tamamlayan kursiyerlerin mezuniyet törenine katıldı. Bir konuşma yapan Atalay, “Bakanlık olarak polis teşkilatımızda profesyonelleşmeye büyük önem veriyoruz. Gelişen ve değişen şartlara göre nitelikli birimler oluşturmayı bu dönemde daha bir önemli görüyoruz. Özel Harekat birimimiz de bu birimlerin başında gelmektedir. Bu birimimiz günün değişen ve gelişen şartlarına göre zaman içinde çok çeşitli görevler üstlenmiştir. Personel

sayısını daha artırmak , eğitimlerini güçle hale getirmek için özel çabalar sarf ettik. Ve doğrusu bu birimimizi polis teşkilatı içinde çok özel konumda tutuyoruz” dedi.

Özel Harekat biriminin kurulduğu günden beri terör örgütlerinin muhtemel silahlı eylemlerini engellemek, gerçekleştirilen eylemlerin faillerini yakalamak, uçak, araç, bina gibi kapalı alanlarda rehin alınan kişileri kurtarmak gibi çok önemli görevleri başarı ile yerine getirdiklerini belirten Atalay, “Bundan sonra da kendilerine verilen görevleri en iyi şekilde yerine getireceklerden şüphemiz yoktur. Bu birime büyük önem veriyoruz. Merkezde 4 olan şube müdürlüğü sayısını 10′a çıkardık. Birimizi yeni

hizmet binasına taşıdık. Araç, gereç olarak takviye ettik. Eğitim alanını yeniledik” diye konuştu.

Özel Harekat biriminin kurulduğu yıldan bu yıla kadarki en yüksek sayıya ulaştığını belirten Atalay, bin polisi daha eğitimden geçireceklerini vurgulayarak, “Hedefimiz şudur; birim tam donamlı ve daha profesyonel hala gelecek. Kritik olaylara anında ve etkin şekilde müdahale edebilecek, hareket kabiliyeti yüksek, örnek bir birim haline gelecektir. Bunun için buraya daima önem veriyoruz. Personel seçerken de titiz davranılmakta. Gönüllülük esası uygulanmakta. Tabi her meslekte gönüllük belki önemli ama bu

meslekte gönüllülük her yerdekinden daha önemlidir” dedi. Polis okullarından kendilerinin tercihi alınarak seçim yapıldığını söyleyen Atalay, yüksek okul mezunlarından polis seçilirken özel harekatı tercihe alacaklarını da ifade ederek “Kimse zorla diğer birimlerden bu birime alınmamıştır” ifadelerini kaydetti.

Özel Harekat polislerinin kendilerine verilen görevlerde minimum hata ile çalışmaları gerektiğine işaret eden Atalay, onun için çok üst düzeyde mesleki eğitim düzenlediklerini belirterek, “Hatta kurs sırasında bu dayanıklığı göstermeyenlerden elenenler olabiliyor” şeklinde konuştu.

Polis eğitiminde iki konuya çok önem verdiklerine dikkat çeken Atalay, bunların ‘hukukun üstünlüğüne bağlılık’ ve ‘insan haklarına saygı’ olduğunu kaydetti. Atalay, geçmişte yapılan bazı hataların tekrar yapılmaması için özellikle özel harekat polislerine bu eğitimin verildiğini belirterek, bu konularda hassas olunmasını istedi. Atalay, aksi takdirde telafisi mümkün olmayan sonuçların meydana geldiğini ifade ederek, kurumun saygınlığı ve polisin itibarini daima en önde tutulmasını istedi. Özel Harekat

polislerinin yurtdışında da kendilerine verilen görevleri başarı ile yerine getirdiklerini vurgulayan Atalay, mezun olan personele başarılar dileyerek, “Bunların tamamı doğu ve güneydoğuya gönderiliyorlar, çalışmalarında başarılar diliyorum” dedi.

Polislere yeni statü getirilen yasa ile ‘başpolislik’ ve ‘kıdemli başpolislik’ statüsünün sisteme dahil edildiğini belirterek, ara kademelere kavuştuğunu kaydeden Atalay, emniyet teşkilatının yüzde 90′ını oluşturan polislere amir olma şansı getirildiğini ifade etti. Atalay, böylelikle polislikte emeklilik yaşının da 3 yaş artırılarak 52′den 55 yaşa çıktığını kaydetti.

Törene Kamu Güvenliği Müsteşarı Muammer Güler, İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, Özel Hareket Daire Başkanı Cahit Cemil Yurtsever ve mezunların yakınları katıldı.

166. polisin mezun olduğu törende dereceye girenlere Bakan Atalay, sertifikalarının yanısıra çeşitli hediyeler verdi. Törende özel hareket polislerinin yaptıkları gösteriler nefes kesti. Nişancılık, yakın dövüş gösterilerin yanısıra helikopterden inen özel harekat polislerinin rehine kurtarma operasyonu izleyicilerin yüreklerini ağızlarına getirdi. Ayrıca özel eğitimli K-9 köpeklerinin, helikopterden özel hareket polisleri ile birlikte iniş yapmaların ardından saldırganı etkisiz hale getirmeleri büyük

alkış aldı. Gösteriler, paraşütle atlama ve tören yürüyüşü ile son buldu.

İHA

Başbuğ: İşte örgütün finans kaynakları

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 05-07-2010

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, ”Artık sözün bittiği yerdeyiz. Türkiye son bir iki ayda ne kadar şehit verdi. Bu hepimizin yüreğini yakıyor. Artık bu konuda sorumlulukları olan kişiler, kuruluşlar, devletler ve Irak’ın kuzeyindeki yapılanmaların üzerine düşeni yapma zamanları geldi ve geçiyor” dedi.

Star Televizyonu’nda yayınlanan ”Arena” programında, Gazeteci Uğur Dündar’ın sorularını yanıtlayan Başbuğ, ”Niçin Türkiye, 26 yıldır terör örgütünü yok edemedi” sorusu üzerine, bunun çok sık karşılaştıkları bir soru olduğunu belirtti. Başbuğ, ”Eğer soru samimi bir soruysa, samimi bir amaçla soruluyorsa doğru bir soru. Gerçekten buna cevap verilmesi lazım. Ama bazen kasıtlı olarak da bazıları tarafından soruluyor. ‘Türk Silahlı Kuvvetleri 26 yıllık süreçte, bölücü terör örgütüne karşı yürüttüğü mücadelede başarısız mı’ anlamını vermek… Sizin sorunuzun çok samimi olduğuna canı yürekten inanıyorum. Bazen o anlamda da soranlar var. Bunu sorduğunuz için teşekkür ederim” dedi.

Orgeneral Başbuğ, terörle mücadele ve bölücü terör örgütüyle mücadelenin, birbiriyle bağlantılı, ancak farklı şeyler olduğunu ifade ederek, ”Terörle mücadele dediğiniz zaman kapsamlı bakmak zorundayız. Terörle mücadelenin içinde güvenlik boyutu var. Bu güvenlik kuvvetlerine ait. Ekonomik boyut var, sosyo-kültürel boyutlar var, eğitimden tutun da sağlık boyutuna kadar. Psikolojik harekat var, bazıları bunu sevmiyor… Uluslararası boyutu var. Güvenlik kuvvetleri olarak biz hangi bölümde görev yapıyoruz? Güvenlik alanında. Güvenlik alanında sorumluluğumuz nedir? Çok açık. Teröristler neredeyse arayıp bulup etkisiz hale getirmek” diye konuştu.

-”PKK ŞANSLI BİR ÖRGÜT”-

Diğer görevlerin devlete, kurumlarına, topluma ve sivil toplum örgütlerine düştüğüne dikkati çeken Başbuğ, şunları söyledi:

”Güvenlik alanında, 1984′ten 2010′a kadar 26 yıl geçti. Ne oldu? Olaya şöyle bakmamız lazım. Terörle mücadeleyi rakamsal, istatistiki değerlendirmelerle yapmak pek doğru değil. Buna katılıyorum. Bazen rakamlara, istatistiki bilgilere de ihtiyacımız var. ‘40 bine yakın terörist etkisiz hale getirildi’ dediniz, doğrudur. Rakamları biz verdik. 30 bini etkisiz hale getirildi. Biz öldürüldü deyimini bile pek kullanmıyoruz. Etkisiz hale getirildi diyoruz. Biz, olaya insan odaklı bakıyoruz. Bu öldürülenlerin bir kısmı bizim vatandaşımız. Şimdi 26 yılda, 30 bin teröristi etkisiz hale getiriyorsunuz, 10 bin de yaralı, teslim olan var. Toplam 40 bin. Örgütün dağ kadrosu yıllara göre değişiyor, ortalama 6 bin diyoruz, en fazla 10 bine çıktı. Şu anda 4 binler civarında. Ortalama 6 bin dersek, 30 bini 6′ya bölerseniz, 5 bin çıkıyor. Matematiksel olarak baktığımızda 26 yılda, güvenlik kuvvetleri 5 defa bu PKK terör örgütünü bitirmiş. Bu bir tespittir.

İkinci önemli nokta; o zaman sorun nerede? O zaman niçin günümüze kadar devam ediyor sorusu var. 1984′ten bugüne kadar yaşanan olaylara bir bakalım. 1. ve 2. Irak savaşları, Halepçe… PKK şanslı bir örgüt. Tam çökme noktasına, çözülme noktasına geliyor, fakat maalesef konjonktürel durumlar lehine cereyan ediyor. Birinci önemli nokta bu. İkinci önemli tespit şu; Türkiye’de ne zaman terör olayları azaldı veya hiç olmadı… Biz bunu yanlış algılıyoruz. Sanki terör örgütü bitti, dağıldı… Aslında terör örgütünün dağ kadrosu duruyordu, eylem sayısı düşmüştü. Örnek mi? 1999′dan tekrar başladığı 2004 yılına kadar… Eylem yok, ama örgüt bitmedi. Dağ kadrosu duruyordu. Burada belki algılama yanlışlığımız oldu. Doğru algılasaydık o dönemde daha sağlıklı tedbirleri alabilecektik. Bu da önemli bir nokta.”

-”PKK İÇİN IRAK’IN KUZEYİ GÜVENLİ SAHA”-

Orgeneral Başbuğ, terör örgütünün insan kaynağına, finans kaynağına ve güvenli sahaya hayati derecede ihtiyaç duyduğuna işaret ederek, ”Bu üç şeyi çözemezseniz, bu süreç maalesef uzuyor” dedi.

”İnsan kaynağı… Terör örgütüne katılımları kontrol altına almanız, engellemeniz lazım. Terör örgütüne bir yandan zayiat verdirir, dağdaki kadroyu küçültürken, katılımlar devam ediyorsa… İkincisi finans kaynağı, para. Örgütün ayakta durması için paraya, finans kaynağına ihtiyacı var. Terör örgütü finans kaynağını nereden sağlıyor? Üç yerden sağlıyor; birincisi narkotik trafikten ki hemen hemen en büyük finans kaynağı. Geçenlerde bir rapor okudum. Avrupa’da yakalanan narkotiklerin yüzde 80′i PKK ile ilişkili. PKK, bu işin korumasını sağlıyor, giriş noktalarında etkili. İkincisi insan kaçakçılığı. Üçüncüsü de Avrupa’daki insanlardan toplanan para, haraç. Örgütün finans kaynağı Avrupa… Bizim, NATO içinde müttefik olduklarımız var. Avrupa Birliği içinde birlikte olduğumuz ülkeler var. Bu ülkelerden örgüte yönelik finans kaynağının kontrolü ve kesilmesi üzerinde ciddi çalışmalarını, sonuç almalarını istemek bizim hakkımız değil mi? Örgütün üçüncü hayati ihtiyacı ise güvenli bölgelere ihtiyaç duyması. PKK açısından baktığımız zaman yurt içi var, bir de coğrafyanın ona sağladığı yurt dışında, daha doğrusu bize komşu olan ülkelerde güvenli sahaların olması. Bugün büyük sorunlarımızdan biri de budur. Irak’ın kuzeyinde 26 yıldır bir otorite, devlet gücü var mı, yok mu? Boşluk var. İkincisi, özellikle son dönemlerde Irak’ta bir merkezi hükümet var. Merkezi hükümetin sorumluluğu var. Kendi toprakları üzerinde herhangi bir terör örgütünü barındırmaması lazım. Merkezi hükümetin defacto olarak gücü yok diyebilirsiniz. Irak’ın kuzeyinde güçlü unsurlar var. Bunlar niçin etkili sonuçlar almıyorlar?

Irak’ın kuzeyi bu örgüt için güvenli saha. İkincisi lojistik destek. Nereden alıyor bu insanlar yiyeceğini, içeceğini, malzemesini? O bölgeden alıyor. Bunlar Dışişleri Bakanlığımızın konusu. Dışişleri Bakanlığımızın koordinatörlüğünde bu konu yürütülüyor. Artık sözün bittiği yerdeyiz. Türkiye son bir iki ayda ne kadar şehit verdi. Bu hepimizin yüreğini yakıyor. Artık bu konuda sorumlulukları olan kişiler, kuruluşlar, devletler ve Irak’ın kuzeyindeki yapılanmaların üzerine düşeni yapma zamanları geldi ve geçiyor.”

-”PKK’NIN VARLIĞI IRAK’IN BÜTÜNLÜĞÜ İÇİN TEHDİT OLABİLİR”-

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker başbuğ, Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığının Türkiye için en büyük tehdit olduğunu belirterek, ABD askerlerinin çekilmesinin ardından, Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığının ileride Irak’ın bütünlüğü için tehdit olabileceğinin altını çizdi.

Başbuğ, ”Irak’ın kuzeyindeki PKK varlığı, önümüzdeki süreçte Türkiye-Irak ilişkilerini de olumsuz etkiler. Bir bakıma Türkiye-ABD ilişkilerini de etkiler olumsuz olarak” dedi.

Orgeneral Başbuğ, Türkiye’nin, haklı olduğu konularda sonuç alıncaya kadar ısrarlı olmasının, kararlılık göstermesinin önemli olduğunu vurgulayarak, şu görüşleri dile getirdi:

”Biz, her mücadelemizi kanun çerçevesinde götürmek mecburiyetindeyiz, aksi teröre yardım eder. Ama bir noktada, karşımızdakini suçlu olabilir şeyiyle bakıyoruz, düşman olarak göremeyiz. Bu mücadelede en çok dikkat ettiğimiz hususlardan bir tanesi ki hayatidir, bunu kesinlikle affedemeyiz, masum halka zarar vermemeliyiz, dikkatli olmalıyız. Bu vesileyle geçenlerde Hatay’da Amanos dağlarında talihsiz bir olay yaşadık. Gerçekten talihsiz bir olay. Çok üzüldük. Hayatını kaybedenlere tekrar başsağlığı diliyorum. Ailelerinin acılarını paylaşıyorum. En tecrübelilerimiz, ustadır. Karşıdan bir grubu görüyor, şüpheleniyor, ‘Dur’ diye bağırıyor, gerekli ikazı yapıyor, ama maalesef kaçma durumu oluyor. Orada üzüntü verici talihsiz bir olay oluyor.”

BAŞBUĞ: ”DENİLİYOR Kİ ‘2009 YILININ İKİNCİ DÖNEMİNDEN İTİBARENPLANLAR BENİM ÜZERİMEYMİŞ VE BENİM DÖNEMİMDE DARBE OLACAK. ‘İFTİRA. BUNU KESİNLİKLİKLE REDDEDİYORUM”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 2009 yılının ikinci döneminden itibaren planların kendisi üzerine yapıldığı ve döneminde darbe olacağı yönünde iddiaların ”iftira” olduğunu belirterek, ”Bunu kesinlikle reddediyorum” dedi.

Başbuğ, Star televizyonunda Arena programında Uğur Dündar’ın sorularını yanıtladı. Dündar’ın, ”Sizin Genelkurmay Başkanlığı döneminiz sürekli darbe iddialarının Ergenekon iddianameleriyle gündemde tutulduğu, pek çok Silahlı Kuvvetler mensubunun tutuklandığı, bazı emekli Silahlı Kuvvetler mensuplarının, generallerin tutuklandığı bir süreç olarak gelişti. Sizin döneminiz bir darbe dönemi olarak mı planlandı” sorusuna Başbuğ, ”Bu, bir kere bana büyük bir iftira. Bu ne biçim iştir. Deniliyor ki, ‘ben genelkurmay başkanı oluyorum, olacağım veya 2009 yılının ikinci döneminden itibaren planlar benim üzerimeymiş ve benim dönemimde darbe olacak.’ İftira. Bunu kesinliklikle reddediyorum” yanıtını verdi.

Başbuğ, sözlerini şöyle sürdürdü:

”1.5 yıl sonra ne olacak’ diye yazan, tahmin eden bir yazı üzerine biraz düşünürsek bence iki şık var veya iki hareket tarzı var. Birincisi hakikaten birilerinin elinde, bilmiyorum kim, kimseyi de itham etmiyorum, 2009 yılının ikinci döneminden itibaren darbe, darbeye hazırlık yönünde bazı faaliyetler olacağına yönelik bilgiler var. Ne zaman? 2008 Ocak. Olabilir mi? Bu, faraziye durumu, varsayımı kabul edelim ki evet, o zaman herhalde bir ciddi devlette yapılması gereken nedir? Bu bilgilerin Türk Silahlı Kuvvetlerinin komuta kademesi, tabii dönemin Genelkurmay Başkanı ile paylaşılması lazım. ‘Efendim, bizde bakın, böyle böyle bilgiler var, buyurun hep beraber hukuku da çalıştıralım, sistemi de çalıştıralım elbette böyle yanlış, sapık düşüncelerde olanlar varsa onlara gerekli işlemi yapalım’ denilmesi lazım.

Peki ikincisi ne olabilir? İkinci şıkta insanın aklına şu geliyor; birilerinin elinde, kimseyi itham etmiyorum tekrar, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı bizim tabirimizle asimetrik psikolojik harekat anlamında kullanılabilecek bazı bilgiler, birşeyler var. Alınmış, birşeyler yapılmış, çizilmiş vesaire. Bu bilgileri herhalde onlar 2009′un ilk çeyreğinden sonra uygulamayı, kamuoyuna duyurmayı veya hukuki süreçlerde kullanmayı düşünüyorlardı. Yani ben başka birşey düşünemiyorum bu olayın içinde.

Gülüp geçebilirsiniz, bu söylediklerime ‘komplo teorisi’ de diyebilirsiniz. Hepsine saygı gösteririm. İlk görevi aldığım günden bugüne kadar ne söylediysem, ne yaptıysam arkasındayım kelimesi, virgülü…”

-”BİZDEN DE YANLIŞ ADAMLAR ÇIKABİLİR”-

Başbuğ, ”İrtica İle Eylem Planı”na ilişkin haberi anımsatarak, şunları kaydetti:

”12 Haziran 2009′da ne oldu? Bir gazetede, malum gazetede, bu irtica ile eylem planı çıktı. Orada da tabii ilginç bir nokta var. Bu planın gazeteye polis tarafından servis edildiği açık, soruşturma açılıyor çünkü. Soruşturmanın da ne olduğunu merakla bekliyorum. Ondan sonra bir süreç geçti işte, onlara geri dönmek istemiyorum. 2009′a geldik bir ihbar mektubu çıktı. Bir subay yazmış. Olabilir, bizden de yanlış adamlar çıkabilir. Türk Silahlı Kuvvetleri büyük bir kurum, 700 bin kişi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinden hiç yanlış yapan adam çıkmaz. Hayır efendim bizden de çıkabilir. Önemli olan çıkanı bulup gereğini yerine getirmek.”

-”ASKERİN ÜZÜLMEYE HAKKI YOK”-

Görev süresi içinde kendisini en fazla üzen olayın ne olduğunun sorulması üzerine Başbuğ, ”Biz askeriz. Askerin üzülmeye hakkı yok” dedi. Görev başındaki askerin üzüntüsünü ne yüzüne ne de personeline aksettireceğini söyleyen Başbuğ, ”Acılı çok anlar yaşadık, doğrudur. Acınızı yüreğinize gömeceksiniz, taş basacaksınız, dik ve metin olacaksınız. Hele astlarınıza üzüldüğünüzü göstermek kesinlikle doğru bir hareket değil. Tabii şehit olayları… Elbette üzülüyoruz, ama yüreğimize basıyoruz” diye konuştu.

İstanbul’daki saldırıda uzman çavuş Ünal Sarıyağ’ın kızı Buse Sarıyağ’ın hayatını kaybetmesinin kendisini ”yüreğinden yaktığını” dile getiren Başbuğ, şunları söyledi:

”Bu kızımız bir uzman çavuşumuzun kızı. Ben o uzman çavuşumuzu ve eşini kutluyorum. Kendilerine de ifade ettim. Bu kadar ülke sorunlarına duyarlı, cumhuriyete, cumhuriyetin niteliklerine bu kadar bağlı, Atatürk’e bu kadar aşık bir çocuğu yetiştirdikleri için o uzmanımızı ve eşini tebrik ediyorum. Çünkü bazen, bunu da kimse yanlış anlamasın, kimleri görüyoruz ne makamlara nerelere gelmişler, ne rütbelere erişmişler, asker sivil ayrımı yapmıyorum, ama onların yetiştirdikleri çocuklara bakınca bazen aynı şeyi de göremiyoruz.

Bir de İstanbul’daki olayda bir personelimizi kaybettik. Eşi Elif… Kardelen Elif. Bu vesileyle onu da ifade etmek isterim; Elif, öğretmen. Türkçe ve sosyoloji hocası. Bana geçenlerde bir isteğini iletti. Elif ne olmak istiyor biliyor musunuz? Askeri okullarda öğretmen olmak istiyor. Benden tek talebi, diyor ki ‘komutanım bana bir askeri okulda öğretmenlik görevi verin. Benim acımı bu dindirir.’ Elif’in elbette bu isteğini karşılayacağız.

Beni en çok üzen olayların başında şu geliyor, terörle mücadelede görev yapmış, canını feda etmekten kaçınmamış, her türlü fedakarlıkta bulunmuş subayın, generalin, astsubayın hiç farkı olmadan bunların bazılarının veya hepsinin bilemiyorum, tabi yargı süreci elbette, haksız yere suçlanmaları beni çok rahatsız etti. Bir terör örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar. Yargı süreçlerini bir tarafa koyalım, tamam devam ediyor vesaire, ama bu beni çok rahatsız ediyor. Albay Cemal Temizöz, buna bir örnek. Kazılar yapıldı. Kazıları da televizyonlar eşliğinde yapıyoruz. Saatlerce televizyonlar veriyor, çiziliyor vesaire, o da işin ayrı boyutu. Peki bugüne kadar… Bir-iki tanesi hala duruyor da Adli Tıp’tan gelen sonuçları biliyorum hiçbir şey çıkmadı o kazılardan. Galiba bir tanesinin sonucu bekleniyor.”

-”ALBAY TEMİZÖZ”-

Bazı konular üzerinde hep beraber düşünülmesi gerektiğini vurgulayan Orgeneral Başbuğ, şöyle devam etti:

”Albay Temizöz bir suç işlemiş midir, işlememiş midir elbette mahkeme, yargı sürecinde ortaya çıkacaktır. Buna güvenimiz tamam. Yargının kararına elbette saygılıyız, ama yaşadığımız çok olaylara baktığımız zaman bu tutuklanma süreleri üzerinde ilgili makamlar, savcılarımız, mahkemelerimiz mutlaka değerlendiriyorlardır, ama gerçekten bu konuyu biraz daha üzerinde hassas ve titizlikle durulması gereken bir konu olarak görüyorum.”

Başbuğ, 30 Ağustos 2010′da emekliye ayrıldıktan sonraki planlarının sorulması üzerine, ”Ben şu saati düşünüyorum, şu anı düşünüyorum. Ben daha evvel de söyledim, dedim ki ‘ben görevimin son günü değil son dakikasına kadar, görevimi benden sonra gelecek arkadaşıma onurla, şerefle gönül huzuruyla teslim edeceğim dakikaya kadar sanki daha önümde 20-30 sene varmış gibi heves veya kararlılıkla görevime devam ederim. Benim prensibim odur” diye konuştu.

AA

Dervişoğlu: 5 yıla daha sabrımız yo

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 30-06-2010

Eroğlu, New York’ta temaslarının tamamlamasının ardından Türkevi’nde düzenlediği basın toplantısında, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Eroğlu, “2010 yılının sonun kadar bir anlaşma sağlanamaması durumunda bir yol ayrımına gidilip gidilmeyeceğinin” sorulması üzerine, şunları söyledi:

“Tabii o zaman oturup hem kendi hükümetlerimizle Meclisimizle hem de Anavatan Türkiye ile durumu değerlendirmemiz gerekir. Çünkü Rumun taktiği zamana oynama, zaman içerisinde KKTC insanının ekonomik olarak ambargolar altında zaafiyetini artırmak ve daha fazla taviz vererek bir anlaşmaya evet deme noktasına gelmesini beklemek gibi bir politikası olabilir.”

Bu durumda yıl sonunda bir durum değerlendirmesi yapmanın gerekli olduğunu belirten Eroğlu, görüşmelerin sonsuza dek devam ettirilemeyeceğini vurguladı. Eroğlu, “Bir 5 sene daha görüşmeler devam etsin, belki bir anlaşma olur diye bir düşünce içerisine girmek, tabii Kıbrıs Türk halkı için bir zaman kaybıdır” dedi.

-BM PARAMETRELERİ VE EGEMENLİK-

Derviş Eroğlu, BM parametreleri ve egemenlikle ilgili Kıbrıs Türk tarafının tutumunun sorulması üzerine, müzakere masasındaki BM parametrelerinin, “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasal eşitliğe dayalı, eşit statüde iki kurucu devletin kuracağı bir federal yapı ve yeni bir ortaklık” olduğunu bildirdi.

KKTC’nin eski Cumhurbaşkanı Talat ve Rum yönetimi lideri Hristofyas’ın müzakerelerinde egemenlik konusunun gündeme geldiğini ifade eden Eroğlu, şöyle konuştu:

“Ama o cümle tam okunursa, ‘egemenliğin nereden neşet ettiği, nasıl uygulanacağı, nasıl kullanılacağı tartışılacaktır’ şeklinde görüş vardır. Ben ilk görüşmede de bütün başlıkları ve alt başlıkları tartışacağımı, Sayın Downer’ın başkanlığındaki toplantıda ifade ettim, Sayın Hristofyas da buna herhangi bir ses çıkarmamıştır. Dolayısıyla henüz hiçbir başlık kapanmadığı için bütün başlıklar tabii ki tartışılacaktır, o bakımdan (müzakerelerin) bırakıldığı yerden devam etme kararında olduğumuzu zaten Genel Sekretere yazdığım mektupta belirtmiştim. Ama hiç konuları tartışmayacağız diye bir ifade yoktur orada, kaldı ki altı başlıktan hiçbir başlık da kapanmamıştır. Yani iki sene Sayın Talat-Sayın Hristofyas görüşmelerinde herhangi bir başlık tamamlanmış, dolayısıyla ‘bunu bitirdik anlaştık, ikinci başlığa geçiyoruz şeklinde’ bir mutabakat yoktur. Demek ki bütün başlıklar teker teker görüşülmeye ve uzlaşı noktasına gelinmeye çalışılacaktır. Zaten bütün konularda anlaşılmadığı sürece hiçbir konuda anlaşılmış sayılmayacak prensibiyle müzakereleri sürdürüyoruz. Bunu Sayın Genel Sekreter bir kere daha bizlere ifade etmiştir, ‘bu bir güvenlik ağıdır’ şeklinde de ifadede bulunmuştur.”

-YENİ BİR ORTAKLIK-

“Rumların yeni ortaklık ifadesine karşı çıktıklarıyla” ilgili bir soruyu, Eroğlu, “Tabii ki müzakerelerde yeni bir ortaklık aranıyor, eğer yeni bir ortaklık kurulmayacaksa bu müzakereler niye yapılıyor” diye cevapladı.

KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Rumların amacının daha önceki Rum lideri Tasos Papadopulos’un BM Genel Kuruluna söylediği gibi “Osmosis yoluyla Türkleri eritmekse” bunun adının anlaşma olamayacağını, bunun “Türkleri asimile etmek” olacağını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Bizim istediğimiz siyasal eşit, eşit statüde iki kurucu devletin kuracağı bir ortaklıktır. Tabii ki bu ortaklığın, bu anlaşmanın, sürdürülebilir, yaşayabilir, kalıcı olması lazım. Kıbrıs Cumhuriyeti 3 senede yıkıldı, bu da 3-5 senede yıkılsın gibi bir düşünce içerisinde müzakereleri sürdürmüyoruz. Atılan imza ile kurulacak ortaklığın yaşayabileceğine inanmamız gerekmektedir.”

-İKT İLE İLİŞKİLER-

İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) ile ilişkilerin “tanıma” dahil ne boyutta olduğuyla ilgili bir soru üzerine, Eroğlu, İKT’nin Genel Sekreterinin Ekmeleddin İhsanoğlu olması nedeniyle İKT ile aralarında samimi bir diyalog olduğunu, Kıbrıslı Türkler’in eskiden İKT’de “Kıbrıs Türk toplumu” olarak katıldığını, son dönemde ise Annan Planı zamanında kendilerine verilen isim çerçevesinde “Kıbrıs Türk Devleti olarak” katıldığını anlattı.

Derviş Eroğlu, ancak şimdi Adada müzakerelerin devam ettiğini, “tanınma” konularından söz etmenin doğru olmadığını vurguladı. Eroğlu, özellikle Anavatan Türkiye’nin Kıbrıs Türklerinin İKT’de çok daha iyi bir şekilde temsil edilmesi, İslam ülkelerinin KKTC’ye daha samimi bir yaklaşım içerisinde bulunmaları ve ilişkilerin arttırılması yönünde (İKT devletleri nezdinde) devamlı telkinde bulunduğunu da belirtti.

-ABD’NİN TUTUMU-

Eroğlu, ABD’nin müzakerelere yönelik tutumuna yönelik bir soruya karşılık ise Adada ABD’nin temsilcisiyle sık sık görüştüklerini belirterek, “ABD temsilcisinin söylediği, ‘Siz bir anlaşma yapınız, bu anlaşmanın adı bizim için önemli değil, mühim olan iki halkın Kıbrıs’ta yaşayabilir bir anlaşmayı bulmasıdır.’ Bize belirttikleri husus ve politika budur” dedi.

-KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI-

Eroğru, Kıbrıs Türk Hava Yollarıyla ilgili soruyu cevaplandırırken, şunları kaydetti:

“Kıbrıs Türk Hava Yolları, Atlas Jet Havayolları ile anlaşmış bulunmaktadır, bütün anlaşma metinleri imzalanmıştır bildiğim kadarıyla. Şimdi yeni bir ortaklık şirketi oluşturulacak, bugün veya yarın Kıbrıs Türk Havayolları Genel Kurulu düzenlenip alınması gereken kararlar alınacaktır. Şu anda mutabakata varılmış bulunuluyor.”

New York’ta temaslarını tamamlayan Eroğlu, İstanbul’a gitmek üzere, bugün THY ile New York’tan ayrılacak.

AA

Kadıköy’de yarın bazı yollar trafiğe kapandı

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 30-06-2010

İstanbul Emniyet Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamaya göre, yarın saat 13.00′ten itibaren toplantı sona erinceye kadar; Tıbbiye Caddesi’ne gelen akım, Rıhtım Caddesi tamamen, Altıyol Meydan’dan Rıhtım Caddesi’ne kadar tüm yol, Söğütlüçeşme Caddesi’nden Rıhtıma inen ara sokaklar ve Orgeneral Şahap Gürler Caddesi trafiğe kapalı olacak.

Taşköprü, Kışla ve Albay F. Sözdener caddeleri ise ihtiyaç duyulduğunda trafiğe kapatılacak.

Kapatılacak yollara alternatif olarak, Tıbbiye Caddesi’ne gelen trafik akımı, Burhanfelek Caddesi’nden E-5 yönüne, Behiçbey Sokak’tan İbrahimağa ışıklar istikametine yönlendirilirken, Söğütlüçeşme Caddesi’nden gelen trafik akımı Altıyol Meydanı’ndan Rıhtıma iniş engellenerek Kuşdili Caddesi Salı Pazarı istikametine verilecek, Moda’dan gelen trafik akımı ise Mühürdar kavşaktan geri yönlendirilecek.

AA

İran’dan AB ülkelerine ‘uymayın çağrısı

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 30-06-2010

İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki’nin AB ülkeleri dışişleri bakanlarına gönderdiği mektubu yayımlayan Reuters ajansının haberine göre, İran, AB ülkelerinin bu yaptırımlara uymalarının, AB-İran ilişkilerinde ciddi sonuçlarının olacağını belirtti.

Mutteki mektubunda, “Kuşkusuz ki bu tür bir hasmane tutumun İran İslam Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler üzerinde son derece olumsuz sonuçları olabilecektir” dedi.

AB devlet ve hükümet başkanları, petrol ve doğalgaz üretimi başta olmak üzere birçok alanda İran’a ek yaptırımlar konusunda uzlaşmıştı. Bu yaptırımların ilerleyen tarihlerde yürürlüğe konması planlanıyor.

AA

‘Kapusuz isteseydik Şeriat getirirdik’ demedi

Filed Under (Gündem) by cetsohbet on 29-06-2010

Tan, yaptığı yazılı açıklamada, programda bir seyircinin ”Şeriatı getireceksiniz. Yargıyı da teslim aldınız” yorumuna karşılık, Kapusuz’un şunları söylediğini bildirdi:

”Efendim bir ülkede siz iktidar olmasanız, sizin zihninizi okumaya kalksalar, bu tip iddialarda bulunabilirler. Siz iktidar olmuşsunuz. 8 yıldır iktidardayız. Bu bizim üzerimizden kafaları karıştırmak, zihinleri bulandırmak isteyen kesimler elle tutulur bu konuyla ilgili ortaya bir şey getirebiliyorlar mı? Var mı böyle bir şey? Biz iktidarda mıyız? İktidardayız. Yerel yönetimlerde iktidarda mıyız? İktidardayız. Kural dışı, kanun dışı, demokrasi dışı bir davranışımız oldu mu? Avrupa Birliği sürecinde en ciddi adımları biz attık, reformlar konusunda en ciddi gayreti biz orta yere koyduk.”

”İktidarda olmasak bu iddia anlaşılır mı diyorsunuz?” sorusunu yöneltiğini ifade eden Tan, Salih Kapusuz’un da, ”Diyebilirsiniz ki siz kafanızda böyle bir şey var. İktidara gelirseniz yapacaksınız. İktidara geldik, iktidarda yapmıyorsak ne zaman yapacağız bunları? Demek ki vatandaşlarımız, bir şey söyleniyorsa önünde arkasında ne var buna baksınlar, amacı nedir bunu yorumlasınlar. Gerekiyorsa bizi izlesinler, biz sürekli halkın içerisindeyiz” karşılığını verdiğini kaydetti.

AA