Anadolu Ateşi, bu akşam İsveç’te

Filed Under (Kültür Sanat) by cetsohbet on 20-12-2009

Anadolu Ateşi, bu akşam İsveç'te
”Anadolu Ateşi” bu akşam AB Dönem Başkanı İsveç’te sergileyeceği gösteride, Avrupalı parlamenterleri ağırlayacak.

Yapılan yazılı açıklamada, gösterinin, Stockholm’ün tarihi tiyatrosu Cirkus Theater’de gerçekleştirileceği belirtildi.

”Anadolu Ateşi”nin tam kadro sahne alacağı İsveç’teki programda, Anadolu’nun zengin kültürünü danslarla yansıtan büyüleyici bir gösteri sunacağı kaydedildi.

Gösteriyi, çok sayıda Avrupalı parlamenterin de aralarında bulunduğu 3 bin sanatseverin izleyeceği ifade edildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Mustafa Erdoğan, ”İsveç’i, AB Dönem Başkanı olduğu için önemsiyoruz. İsveç turnesi organizasyonunu İsveç Devlet Tiyatrosu yapıyor. Biletler 2 ay önceden tükendi ve yarın Stockholm’de ciddi bir Türkiye rüzgarı estireceğiz” ifadesini kullandı.

Genel sanat yönetmenliğini Mustafa Erdoğan’ın yaptığı ”Anadolu Ateşi” Dans Topluluğu’nun, kurulduğu günden bugüne 75 ülkede 2 bin 750 gösteri yaptığı ve 15 milyon kişi tarafından alkışlandığı bildirildi.

internethaber.com

Osmanlı hazineleri satışa çıkartıldı

Filed Under (Kültür Sanat) by cetsohbet on 13-12-2009

Osmanlı hazineleri satışa çıkartıldı
Osmanlı saray hazinelerinin açık artırma ile satışa sunulduğu müzayedede, iki önemli parça Sabancı Müzesi’ne gitti.

Alif Art tarafından Esma Sultan Yalısı’nda düzenlenen, “Resul-ü Pürkerem” isimli müzayedede, antika ve çağdaş eserlerden oluşan toplam 450 eser satışa sunuldu.

Müzayedede, 4 bin TL’den satışa sunulan Hafız Vahdeti’nin Zerendut Celi Sülüs levhası 22 bin TL’ye, 4 bin TL’den satışa sunulan Katipzade Mehmed Refi’nin Talik Kıt’a’sı 44 bin TL’ye, Sultan III. Selim’in fermanı 6 bin TL’ye, 40 bin TL’den satışa sunulan Yakut Müsta’simi Yolunda yazılmış Kuran’ı Kerim 50 bin TL’ye, 4 bin TL’den satışa çıkan Kanuni Sultan Süleyman’a ait 3 adet vakfiye 21 bin TL’ye, 35 bin TL’ye satışa sunulan Edirnekari tekke levhası 80 bin TL’ye, 3 bin TL’den satışa sunulan üç takım Osmanlı şehzade üniforması ise 28 bin TL’ye satıldı.

Müzayedenin değerli eşyaları arasında yer alan ve 260 bin TL’den satışa sunulan III. Selim dönemine ait Edirnekari çeyiz sandığı ise telefonla müzayedeye katılan bir sanatsever tarafından 270 bin TL’ye satın alındı.

Müzayedede, 60 bin TL’den satışa sunulan Edirnekari bir çift fener 70 bin TL’ye, Osmanlı çeyiz sandığı 45 bin TL’ye, tuğralı gümüş gülabdan 26 bin TL’ye, 220 bin TL’den satışa çıkan kağıt üzerine sulu boya ve altın yaldız kullanılarak yapılan 29 adet Osmanlı Sultanının tasvir-i hümayunlarının yer aldığı koleksiyon 240 bin TL’ye, 75 bin TL’den satışa sunulan Mehmet Aziz Rifai Efendi’nin Hilye-i Şerif’i de 120 bin TL’den alıcı buldu.

Müzadeyenin en pahalı eseri olan ve 450 bin TL muhammen bedelle satışa sunulan Sultan II. Beyazıd’a ait vakfiye 475 bin TL’ye, 20 bin TL’ten satışa sunulan “Dünya Hanedanları Seceresi” ise 42 bin TL’ye Hacı Ömer Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Hüsnü Paçacıoğlu tarafından Sakıp Sabancı Müzesi için satın alındı.

Müzayedede, türünün nadir örneklerinden, belgesel değeri yüksek bir eser olan ve 8 bin TL’den satışa sunulan Sultan V. Reşad’ın aşcı Mihailoğlu Tireli Nikola’nın idamını içeren fermanı da 20 bin TL’ye alıcı buldu.

internethaber.com

İstanbul resmen kültür başkenti

Filed Under (Kültür Sanat) by cetsohbet on 12-12-2009

İstanbul resmen kültür başkenti
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkan Vekili Ahmet Selamet, “2010 Avrupa Kültür Başkentliği” unvanını teslim aldı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Başkan Vekili Ahmet Selamet, 2009 Avrupa Kültür Başkenti olan Litvanya’nın Vilnius kentini ziyaret ederek “2010 Avrupa Kültür Başkentliği” unvanını teslim aldı.

Vilnius Resim Galerisi’ndeki törene; 2010 Avrupa Kültür Başkentleri olan İstanbul’un Belediye Başkan Vekili Ahmet Selamet, Macarista’nın Pecz şehri Belediye Başkanı Zsolt Pava ve Almanya’nın Essen şehri Belediye Başkan vekili Rudolf Jelinek ile 2011 Avrupa Kültür Başkenti olan Tallinn Belediye Başkanı Edgar Savisaar ile 2014 Avrupa Kültür Başkenti Riga Belediyesi Meclis Başkanı Nils Usakovs katıldı.

Vilnius Belediye Başkanı Vilius Navickas tarafından verilen ödülü alan Ahmet Selamet, bu yıl içerisinde İstanbul’da açılan Sütlüce Kongre Merkezi ve İstanbul Kongre Merkezi ile ilgili bilgi vererek 2009 yılında gerçekleştirilen etkinliklerden, 2010 yılında gerçekleştirilecek yeni projelerden ve İstanbul’da düzenlenecek ulusal ve uluslararası etkinliklerden bahsetti. Selamet, İstanbul’un tarihi, kültürel ve turistik önemine de vurgu yaparak 2010 yılında İstanbul’u bir kongre merkezi ile tarihi ve turistik merkez haline getirmeyi amaçladıklarını belirtti. Ahmet Selamet ayrıca 2010 Avrupa Kültür Başkentliği payesini en iyi şekilde taşıyacaklarını ve değerlendireceklerini ifade etti.

Litvanya Kültür Bakanı’nın ve basın mensuplarının da yer aldığı törenin sonunda 2010 Avrupa Kültür Başkentleri İstanbul, Pecs ve Essen’e ödülleri takdim edildi.

internethaber.com

Babam ve Oğlum filmi Malezya’da

Filed Under (Kültür Sanat) by admin on 12-12-2009

Babam ve Oğlum filmi Malezya'da
‘Babam ve Oğlum’ filmi, Malezya’daki film haftası etkinlikleri kapsamında Malezyalıların beğenisine sunulacak.

Türkiye`de herkesin beğenisini kazanan “Babam ve Oğlum”, Türkiye ve Avrupa’dan sonra binlerce kilometre uzak Asya’nın gözde ülkelerinden Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’da gösterimde. Malezya’daki Türk Büyükelçiliği tarafında yapılan açıklamada, film haftası etkinlikleri kapsamında Malezyalıların beğenisine sunulacak. Kuala Lumpur’daki film haftası Malezya Enformasyon, İletişim ve Kültür Bakanlığı tarafından, Malezya Ulusal Film Geliştirme Kurumu ve İslam Konferansı Örgütü’nün katkılarıyla düzenleniyor.

Film haftası kapsamında bugün yapılacak ‘Babam ve Oğlum’ filminin gösterimine Malezya’da yaşayan Türklerin ve Malezyalı film severlerin yüksek katılımı bekleniyor.

Haber Kaynağı : internethaber

Nobel ödülleri sahiplerini buldu

Filed Under (Kültür Sanat) by admin on 11-12-2009

Nobel ödülleri sahiplerini buldu
2009 Nobel tıp, fizik, kimya, edebiyat ve ekonomi ödülleri, düzenlenen törende sahiplerine teslim edildi.

Stockholm’daki törende ödüller, İsveç Kralı 16′ncı Carl Gustav tarafından sahiplerine verildi. Rumen asıllı Alman yazar Herta Müller, 20 yıl önce devrilen Rumen diktatörü Nikolay Çavuşesku’ya karşı eserlerinde tepki verdiği ve nesir tarzı nedeniyle layık görüldüğü nobel edebiyat ödülünü aldı.

Müller, edebiyat alanındaki çıkışını 1982 yılında, Romanya’da sansürlenen ve kısa öykülerden oluşan “Niederungen” kitabıyla yapmış, iki yıl sonra kitabın sansürsüz halini Almanya’da yayımlatmıştı.

Romanya’da Çavuşesku dönemini açıkça eleştirmesi nedeniyle kendi ülkesinde kitaplarının basılması yasaklanmıştı.

Herta Müller, kendisi gibi yazar olan eşi Richard Wagner ile birlikte 1987 yılında Romanya’dan Almanya’ya göç etmişti.

Törende, kanser ve yaşlanmayla ilgili araştırmaları nedeniyle Nobel tıp ödülünü paylaşan Avustralya asıllı Amerikalı Elizabeth Blackburn (60), Amerikalı Carol Greider ve Amerikalı Jack Szostak de ödüllerini teslim aldı.

Nobel Kimya ödülü ribozomların yapısı ve işleyişi konusundaki çalışmaları nedeniyle Amerikalı Venkatraman Ramakrishnan ve Thomas Steitz ile İsrailli Ada Yonath’a teslim edildi.

Hücrenin protein ürettiği yer olan ribozomun ayrıntılı haritasını çıkarmaları ve yeni antibiyotiklerin yolunu açan çalışmaları dolayısıyla ödüle layık görülen bilim adamları, farklı antibiyotiklerin ribozomla nasıl ilişkili olduğunu gösteren 3 boyutlu örnekleri çıkarmayı başarmıştı.

Törende, Nobel Ekonomi ödülü “Ekonomik Yönetişim” temasındaki “yönetişim” faktörünü, “klasik” düşünce ve anlayışın dışında analiz eden Amerikalı Elinor Ostrom ve Oliver Williamson’a takdim edildi. Ostrom, bu ödülü kazanan ilk kadın olmuştu.

2009 Nobel fizik ödülü de ışığın fiber optik içinde aktarılması alanındaki çığır açıcı çalışmaları ve bir görüntüleme yarı iletken devresi icat etmeleri dolayısıyla 3 Amerikalı fizikçi Charles K. Kao, Willard S. Boyle ve George E. Smith arasında paylaşıldı.

Stockholm’deki takdim töreninde ödül sahipleri ayrıca, altın madalya, diploma ve yaklaşık 10 milyon İsveç kronu (2,1 milyon TL) değerinde çekle ödüllendirildi.

Nobel barış ödülü Oslo’da, Tıp-Fizyoloji, Fizik, Kimya, Edebiyat ve Ekonomi ödülleri ise Stockholm’de düzenlenen törenlerle veriliyor.

Törenler, ödülün kurucusu Alfred Nobel’in ölüm yıl dönümü olan 10 Aralık’ta yapılıyor.

Nobel Barış Ödülü bugün daha önce Oslo’da düzenlenen törenle ABD Başkanı Barack Obama’ya verildi. Nobel ödüllerinin verilmeye başlandığı 1901′den bu yana ilk kez 5 kadın birden ödül aldı.

Haber Kaynağı : internethaber

İkisi yerli beş film vizyona giriyor

Filed Under (Kültür Sanat, sinema) by cetsohbet on 10-12-2009

Serdar Akar’ın yönettiği ve Beren Saat, Murat Ünalmış, Erkan Petekkaya ile Yavuz Bingöl’ün oynadığı ”Gecenin Kanatları”, iki aşk arasında kalan bir kadının yaşadıklarını anlatıyor.

Mehmet Bahadır Er, Maryna Gorbach’ın yönettiği ve Yıldırım Memişoğlu, Taylan Ertuğrul, Deniz Olgaç ile Ahmet Çakar’ın oynadığı ”No Ofsayt” haftanın tek komedi filmi. Mizahi yönü ön plana çıkan filmin konusu özetle şöyle:

 ”Ali Tarantula 45 yaşlarında, eğitimi sınırlı biridir. Ali Tarantula bir gün futboldaki ofsayt kuralına kafayı takıyor. Elinde tabureyle ‘Telegole’ programına giriyor ve birbirinden komik olaylar zinciri başlıyor.” 
 
”TESTERE” SERİSİNİN SON FİLMİ
 
 Kevin Greutert’in yönettiği ve Tobin Bell, Costas Mandylor, Mark Rolston ile Betsy Russell’ın oynadığı ”Testere 6/Saw VI”nın özel efektleri ve yüksek gerilimiyle seyirciyi sinema solanlarına çekmesi bekleniyor.
 İlk sinema filmini çeken yönetmen Kevin Greutert, 6′ncısı vizyona giren seride uzun süredir editör olarak görev alıyordu.

Bu arada, bir sosyal sorumluluk çalışmasına da imza atan ”Testere/Saw” serisi ile ABD’de başlattığı ”Acıyana kadar kan ver” kampanyası ile bugüne kadar 21.000 litre kan toplandı ve yaklaşık 125 bin 350 hayat kurtarıldı. 
 
HAFTANIN BELGESEL FİLMİ
 
Michael Moore’un yönettiği ”Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi/Capitalism: A Love Story” haftanın tek belgesel filmi.
Yaptığı belgesellerle gündeme gelen Moor’un hazırladığı belgesel filmin konusu şöyle:

”Belgesel şirket egemenliğinin, insanlar üzerindeki mahvedici etkisini konu alıyor. Ama bu sefer, sanık General Motors’tan çok daha büyük ve suç mahalli de Michigan’daki Flint kasabasından çok daha geniş bir alanı kapsıyor. Orta Amerika’dan Washington’daki iktidar salonlarına ve Manhattan’daki küresel finans merkezine varana kadar, Michael Moore, sinema seyircilerini bir kez daha keşfedilmemiş topraklara götürüyor.

Hem mizah, hem de öfke barındıran bir yaklaşımla tabu haline gelen ‘Amerika’nın kapitalizme duyduğu aşk karşılığında ödediği bedel nedir?’, sorusu irdeleniyor. Yıllar önce, bu aşk çok masumane gözüküyordu. Ama günümüzdeyse, aileler bu bedeli işleriyle, evleriyle ve birikimleriyle ödemeye devam ettikçe, ‘Amerikan Rüyası’ daha çok bir kabus gibi görünüyor. Moore, izleyicilerini hayatları tepe taklak olan, sıradan insanların evlerine götürüyor ve bu duruma yönelik açıklamaları Washington’da ve başka yerlerde arıyor. Elde ettiği bulgular ise zıvanadan çıkmış bir aşk macerasının belirtileriyle tamamen aynı, yalanlar, istismar, ihanet ve ve her gün işini kaybeden 14 bin insan.” 
 
”AŞKA DAİR”
 
 Maria Sole Tognazzi’nin yönettiği ve Monica Bellucci, Pierfrancesco Favino, Xenia Rappoport ile Marisa Paredes’in oynadığı ”Aşka Dair /L’uomo Che Ama-The Man Who Loves”,romantik film sevenleri sinema salonlarına çekmeyi hedefliyor.

AA

Osmanlı’nın Topkapı’daki saklı hazinesi

Filed Under (Kültür Sanat) by cetsohbet on 10-12-2009

 Fatih Sultan Mehmet tarafından 1478′de yaptırılan ve Osmanlı Devleti’nin 380 yıl idare merkezi ve resmi ikametgahı olarak kullandığı Topkapı Sarayı Müzesi’ndeki eserlerin muhafaza altına alındığı bazı depoların kapıları açıldı.

Tek binadan oluşmayan yapılar topluluğu olan Topkapı Sarayı’nın 80 bine yakın koleksiyonu, sarayın daha çok güzergah dahilinde olmayan değişik yapılarındaki 50 depoda muhafaza ediliyor. Müzede, çini ve Japon porselenleri, hazine, saray işlemeleri, padişah elbiseleri, kaftanlar, kıymetli örtüler, arabalar gibi her eser topluluğunun ayrı bir deposu bulunuyor.

Silah koleksiyonu sarayın mutfak kısmında çalışanların kaldığı koğuşların bir bölümünde saklanıyor. Sarayın restorasyonda olan ve 2010 yılının sonbaharında tamamlanması planlanan mutfak bölümü ise, yemeklerin pişirildiği kısım, aşçılar camisi, helvahane, hamam ve koğuşlardan oluşuyor. Mutfak Koğuşu’nda 7. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyıla kadar tarihlenen çeşitli silahlar, kılıçlar, miğferler, kalkanlar, topuzlar ve giysilerden oluşan 10 bini aşkın eser bulunuyor.

İklimlendirmesi ve yangın söndürme sistemi bulunmayan, duvarları yer yer nemlenmiş, tavanının bazı bölümleri akmış durumda bulunan silah koleksiyonu deposundaki eserler, restorasyonun ardından birinci avluda bulunan ve Milli Eğitim Bakanlığı’ndan geri alınan Matbaa-ı Amire binası ile Matbaa Anadolu Meslek Lisesi’ne taşınacak.

Silahların seçkin olan bölümü ise sarayın ikinci avlusunda bulunan ve şu anda restorasyonu devam eden dış hazine binasındaki salonda sergilenecek. Sarayın ”Silah Seksiyonu”nun 2010 yılının ilk aylarında açılması planlanıyor.

Sarayın teşkilatında görevli bir grup görevli olan ”avadancılar” adına kayıtlı 2273 eserin bulunduğu depo ise, sıkışıklığı ile dikkat çekiyor. Depoda iklimlendirme ve yangın söndürme sistemi bulunmasına rağmen eserler, korunması için bezle sarılmış ve üst üste konulmuş durumda. Burada bulunan ve aralarında Kabe, Mekke ve Medine’ye gönderilen kutsal örtüler, muhallefat yoluyla gelen bohçalar, kutsal topraklara ait eserler de Matbaa-ı Amire binasına taşınacak.

BAKANLIK ÇALIŞMALARI

Kültür ve Turizm Bakanlığı, eserlerini teşhir etmede de, depolamada da sıkıntısı bulunan Topkayı Sarayı MÜzesi’ne yeni mekanlar açmak amacıyla saraya ait olan, ancak yıllar içinde kullanımı diğer bakanlıklara geçen binaları geri almak için bir çalışma başlattı.

Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığından Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi, Milli Eğitim Bakanlığından Matbaa-ı Amire ve Matbaa Anadolu Meslek Lisesi ve Ulaştırma Bakanlığından eski telgrafhanenin eklentileri alındı. Bakanlık, Milli Savunma Bakanlığından ise Marmara Denizi cephesinde, Milli Savunma Bakanlığı İç Tedarik Komutanlığının depo olarak kullandığı tarihi tescilli dört yapıyı istiyor.

Bu mekanların bir bölümü depo olarak kullanılacak. Böylece Topkapı Sarayı Müzesi’nde korunma koşulları iyi olmayan veya sıkışık durumda bulunan eserler, muhafaza altına alınacakları yeni depolara kavuşacak.

Topkapı Sarayı Müzesi yetkilileri, depolardaki eserlerin bakımı için sürekli bir ”bakım onarım kadrosuna” da ihtiyaç bulunduğunu vurguladılar. Yeni restoratörlerin temini ile eserlerin sürekli bakımının sağlanabileceğini ifade eden yetkililer, sadece yeni depolama sistemlerinin yeterli olmayacağını, bakım ve onarımın da önemli olduğuna dikkati çektiler.

Şu anda da bakım ve onarımın yapıldığını, ancak istenilen düzeyde olmadığını dile getiren yetkililer, yeni depoların hazırlanması kadar atölyelerin de güçlendirilmesinin önemine işaret ettiler.

İLBER ORTAYLI’NIN GÖRÜŞÜ

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sarayın kumaş, kuyumcu, Avrupa porselenleri, bakır ve gümüş eşya, 12 bine yakın Çin porseleni, 17 bine yakın el yazması ile arşiv ve vesikaları muhafaza eden 50 depoda 80 bine yakın esere ev sahipliği yaptığını bildirdi.

Ortaylı, eserler arasında 19. yüzyıl saraylılarına ait eşyalar, silah koleksiyonu, arabalar da bulunduğunu dile getirerek, ”Bunların muhafaza edildiğini söyleyelim. Versaille veya Kremlin gibi saraylar yağmalanmış, bizde öyle bir şey yok. Topkapı’da çok şey bulunur. Çoğu burada kayıtlıdır. İyi korunanlar vardır, zamanla tahribe uğrayanlar vardır. Sergiler yaptıkça bunları çıkarıp, tamir de ediyoruz, öyle bir özelliğimiz de var” diye konuştu.

Bilhassa çini eserler için depo şartlarının uygun olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ortaylı, ”Devletten bir şey göremiyoruz. Çünkü Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesi çok küçüktür. Topkapı da müstakil bir idareye sahip değildir. Sponsorlara başvuruyoruz, onlar da bizi çok oyaladılar. Hatta vereceği miktarı çekenler de oldu” dedi.

Ortaylı, her dönem Topkapı Sarayı Müzesi’nin idari yapısının değiştirilmesini talep ettiklerini, ama bir değişiklik olmadığını söyledi.

Darphane-i Amire binasının Topkapı Sarayı Müzesi’ne devri için yıllardır uğraşıldığını anımsatan Prof. Dr. İlber Ortaylı, şöyle konuştu: 

”Darphane-i Amire binası, 14 senedir onun bunun elinde kaldı, alamadık. Atölyelerimiz orada çalışacaktı. Yeni bölümler yapılıyor ve her yerde depo olmaz. Darphane’deki durumun 2010 yılında çözümleneceğini hiç zannetmiyorum. 4 yıl beni burada kanser ettiler, oradan adam atmak için. Sarayın asıl bölümü orası. Tarih Vakfı da gitsin başka yere. Zaten onlara gayet güzel bina vermişler.

‘Sur-u Sultani’ projesi kapsamında demir yolunun sökülmesi ve Sirkeci istasyonunun tahrip ettiği bölümün açılması gerekiyor. Gülhane Parkına inşa edilen bazı binaların yıkılması lazım. Ama Anıtlar Kurulu izin vermiyor. Bunlar 70′lerde yapılmış çirkin binalar. Bunların yıkılması ve surların açığa çıkması önemli. Darphane-i Amire de daha çıkmadı. Orada kıymetli kağıt ve damga matbaası var. Onların da bir yere gittikleri yok, gitmeleri lazım. Bu şekilde ortalık bir parça düzelebilir. Burası yeterli değil, bazı şeyleri düşünmek lazım.”

AA

Atıf Yılmaz sinema okulu açıldı

Filed Under (Kültür Sanat) by cetsohbet on 09-12-2009

  Türkan Şoray, Haldun Dormen, Halil Ergün, Lale Mansur gibi sinemacıların katıldığı törende “Atıf Yılmaz Stüdyosu”nda yapılacaklar anlatıldı. İki yıllık bir sertifika programı olarak tasarlanan ve önemli isimlerin ders vereceği sinema okulunda Türk sinemasına hizmet verecek yönetmen ve senaristler yetiştirilmesi hedefleniyor.
Atıf Yılmaz Stüdyosu, Küçükçekmece Belediyesi’nin desteği ile Sefaköy Kültür ve Sanat Merkezi’nde faaliyet göstermeye başladı. Stüdyonun açılış töreni Atıf Yılmaz’ın doğum gününe denk getirildi. Törene Yılmaz’ın eşi Deniz Türkali, Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay, Türkan Şoray, Haldun Dormen, Halil Ergün, Lale Mansur, Sırrı Süreyya Önder, Yavuz Özkan, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Danışmanı Fikret Toksöz gibi isimler katıldı.

Törende gözyaşlarını tutamayan Deniz Türkali, bu stüdyonun kurulmasında büyük emeği bulunan Aziz Yeniay ve Fikret Toksöz’e teşekkür etti. Türkali, stüdyonun kurulması aşamasında sinema sektöründen önemli destekler gördüğünü belirterek, “Yılmaz’a verilecek en güzel doğum günü hediyesi böyle bir sinema okulunun açılmasıdır.” dedi.

Atıf Yılmaz’ın yönettiği bir çok filmde başrol oynayan Türkan Şoray da kısa bir konuşma yaptı. Şoray, “Eminim bu okulda ona layık çok genç çıkacak, dünya çapında yönetmenler yetişecek. Böyle bir merkezin açılması sinemamız için çok önemli.” dedi. Atıf Yılmaz’ın sinemadaki gençlere yol gösterici olduğunu ve onlara büyük destek verdiğini anlatan Şoray, “Burası oldukça Atıf Yılmaz hep olacaktır.” şeklinde konuştu.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Danışmanı Fikret Toksöz, projeye neden destek verdiklerini ve neden Sefaköy’ün seçildiğini açıkladı. Toksöz, “2010 Kültür Başkenti stratejisini hazırlarken sanat ve kültürün sadece Beyoğlu’nda hapsolmaktan kurtarılmasını, İstanbul geneline yayılmasını amaçladık. Bu kapsamda Küçükçekmece’deki bu okul çok önemli. Gelir durumu düşük olan bir yerde aydınlanma ışığını yakıyoruz.” dedi.

Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay da yaptığı konuşmada bir sürprizden bahsetti. Yeniay, 500 metrekarelik bu stüdyonun hemen yanına sinema platoları kuracaklarını söyledi. Küçükçekmece’de kültür ve sanata büyük önem verdiklerini söyleyen Yeniay, bugüne kadar 33 branşta 35 bin gence eğitim verdiklerini anlattı.

Yapılan konuşmaların ardından Atıf Yılmaz ile ilgili bir kısa bir film izlendi. Ardından Atıf Yılmaz için doğum günü pastası kesildi.
EĞİTİMLER OCAK’TA BAŞLIYOR

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı ve Küçükçekmece Belediyesi’nin destekleriyle, Sefaköy Kültür Merkezi’nde kurulan Atıf Yılmaz Stüdyosu, sinema ve TV alanında belli bir kültürel birikime ve teknik donanıma sahip öğrenci adaylarını kendi seslerini bulabilmeleri için bir araya getirmeyi amaçlıyor. Öğrencilerin, sinema okulu bünyesindeki yapımevinde gerçekleştirilecek uzun metrajlı sinema filmlerinde ve belgesellerde de çalışabilecekleri Stüdyo, öğrencilerin filmlerinin Türkiye ve dünyada tanıtılması ve yaygınlaştırılması için de çalışmalarını sürdürecek.

Atıf Yılmaz Stüdyosu’nda eğitim görmek isteyen gençler, 20 Aralık Pazar gününe kadar başvurularını mail veya posta yoluyla yapabilecek. Başvurular arasından seçilecek öğrenci adayları 21 - 27 Aralık tarihlerinde yapılacak mülakatlara katılacak. Mülakatlar için jüri kadrosunda, Yavuz Özkan, Sırrı Süreyya Önder, Ümit Ünal, Barış Pirhasan, Ali Akdeniz, Deniz Türkali Selim Eyüboğlu, İpek Bilgin, Nükhet Bıçakçı, Gül Dirican, Müslüm Demirbilek, Aylin Zoi Tinel, Kemal Can, Zeynep Güzel ve Mert Evcim yer alacak.

11 Ocak 2010 yılında eğitime başlayacak ve her yıl 20 öğrenciye ders verecek olan Atıf Yılmaz Stüdyosu, 10′u yazar-yönetmen, diğer 10′u ise yaratıcı yapımcı adayı olarak öğrencilerini yetiştirecek. Öğrencilere, Türkiye ve dünyanın seçkin sinemacılarıyla bir araya gelme imkanı sağlayan okulda, Deniz Türkali, Yavuz Özkan, Barış Pirhasan, Sırrı Süreyya Önder, Selim Eyüboğlu, Ümit Ünal, Ali Akdeniz, Aylin Zoi Tinel, Kemal Can ve Mert Evcim eğitmen olarak görev alacak.

(CİHAN)

Türk kız ressamın Beyrut başarısı

Filed Under (Kültür Sanat) by admin on 09-12-2009

Beyrut 3. Uluslararası Çocuk Resimleri Bienaline katılan 2 bine yakın resim arasından Duygu Akbulut’un resmi, kategorisinde ikincilik ödülünü kazandı, Ahmet Özel ise mansiyonla ödüllendirildi.

 

AA

Yarışmada dereceye giren Türk katılımcıların plaketlerini, düzenlenen törende Beyrut Büyükelçiliği Başkatibi Şükrü Komit aldı.

Alınan bilgiye göre, 800′ü Türkiye’den olmak üzere 2 bine yakın resmin gönderildiği yarışmada dereceye giren resimler, Lübnan’ın en büyük sergi salonlarından biri olan UNESCO Palas’da açılışı yapılan sergide izlenime sunuluyor.

150 milyon dolarlık film geliyor

Filed Under (Kültür Sanat) by cetsohbet on 08-12-2009

Genç girişimci Serkan Yiğit’in uzmanlık alanı oldukça geniş. Havacılıktan denizciliğe, gemicilikten ithalat ve ihracata uzanan geniş bir yelpazede kariyerini sürdürüyor.

Aslında Yiğit’in hikayesini farklı kılan, belgesel ve film sektörüne ilgisi. Sualtı belgeselciliğiyle başlayan bu serüvende dalış hobisi büyük rol oynamış. “Hobi olarak dalış yaparken, daldığım denizleri temizlemeye karar verdim” diyor.

Serkan Yiğit, deniz temizleme işine arkadaşlarıyla birlikte amatör olarak başlamış. Bir süre sonra bu işi profesyonel olarak sürdürmeye karar vermişler. Bodrum, Kaş, Kemer, Ayvalık derken yurtdışına da açılmışlar. Serkan Yiğit, halen 8 farklı ülkede deniz temizlemeye devam ettiklerini söylüyor.

Yiğit ve arkadaşları deniz temizleme işini bir nevi sosyal sorumluluk olarak görüyor. Bu yüzden de temizleme işi için gerekli bütçeyi kendileri karşılıyor. Yiğit, bu iş için cebinden ayda ortalama 3 bin lira çıktığını belirtiyor. Serkan Yiğit, son 10 yılda Türk karasularının yanı sıra Amerika ve Malezya dahil birçok uluslararası denizin temizlenmesinde de bizzat görev almış.

150 Milyon dolarlık dünya filmi

Anlaşılan Serkan Yiğit için deniz temizleme işi ve sualtı belgeselciliği vazgeçilmez bir tutku haline gelmiş. Ancak kameranın cazibesinin kendini sandığından fazla etkilediğini itiraf ediyor. Hatta sırf bu yüzden Amerika’da yapımcılık ve yönetmenlik eğitimi almış. Şimdi de sıra kendi filmini yapmaya gelmiş…

Serkan Yiğit, su sıralar Amerikalı bir şirketle ortak bir prodüksiyona başlamış. Şimdilik Amerikalı ortaklarının adını açıklamak istemeyen Yiğit’in iki ayrı projesi bulunuyor.

İkisi de Hollywood yapımı olacak bu projelerden biri “Santos” adını taşıyor. 150 milyon dolarlık bütçe ayrılan bu uzun metrajlı film Antalya’da çekilecek. Yiğit, tarihi bir savaşı konu alan filmde yerli oyunculara da yer verileceğini açıklıyor.

Senaryo aşaması tamamlanan filmin çekimleri 2010′da başlayacak. 2011′de ise film tüm dünyada aynı zamanda vizyona girecek. Yiğit, bütçe ve teknoloji anlamında Amerikalılardan destek almanın bu film için çok önemli olduğunu vurguluyor. “Aksi takdirde buda diğerleri gibi bir Bollywood filmi olurdu” diyor. Yiğit’e göre filmin koprodüksiyon olması, özellikle dünya çapında pazarlanmasında büyük rol oynayacak.


Noel Baba’nın gerçek hikayesi

Serkan Yiğit’in Antalya’da gerçekleştireceği tek proje bu film değil. Antalya’nın her köşesinin ayrı bir hikâyeye ev sahipliği yaptığını düşünen Yiğit, bir yandan da Demre’de (Kale) yaşadığı rivayet edilen Noel Baba’nın gerçek hikâyesini anlatan bir belgesel için hazırlık yapıyor. Yiğit, bu iddialı projenin ayrıntılarını şöyle anlatıyor:

“Türkiye’de bugüne kadar yapılmış en büyük bütçeli belgesel olacak. Bu proje için yine Amerikalılarla ortak çalışacağız. Belgesel için 7,5 milyon dolarlık bütçe ön görüyoruz. Çekimlerde dünyaca ünlü ekip görev alacak. En son teknolojiye sahip cihaz ve ekipmanları kullanacağız. Büyük bir bölümü Antalya’da gerçekleştirilecek projenin teknik alt yapısında Hollywood teknolojisini kullanacağız. Belgesel tamamlandıktan sonra, başta Amerika olmak üzere birçok ülkede pazarlama ve PR (halkla ilişkiler) çalışmaları yürütülecek.”

Kızılay’ı da film yapacak

Serkan Yiğit’in biraz daha uzun vadeli diğer projelerine gelince… Yine planlar Türkiye’yle ilgili. Yiğit, “Üstelik her projede aynı zamanda sosyal sorumluluk kaygısı güdeceğiz” diyor. Örneğin, yakın bir zamanda Türk Kızılay’ı ile ilgili bir projeye başlanacak. Yiğit, bir aşkı konu alacak bu filmin arka planında Kızılay’ın bilinmeyen fedakârlıklarının yer alacağını söylüyor. Bu Türk filmi için düşünülen bütçe ise 1,5–2 milyon dolar civarında.

Serkan Yiğit’in diğer bir hayali ise ilk aşkı “sualtı” ile kamerayı birleştirmek. Halen Türkiye’nin de dünyanın da konusu sualtı olan bir filmi olmadığından yola çıkan Yiğit, en kısa zamanda böyle bir film yapmak istiyor.

Ekotrent