SaÄŸlık Hizmetleri 1 Ekim’den İtibaren Ücretli

Filed Under (Gündem) by admin on 18-09-2009

Tagged Under : , , , , , , , , , , ,

Sosyal Güvenlik Kurumu (Sgk) Tarafından Tüm Çalışan ve Emeklilerden Alınan Muayene Ücretlerine Zam Yapıldı. Buna Göre, Özel Hastanelerde 2 Tl Olan Katılım Payı Ücreti 15 Tl’ye Yükseltildi. Devlet Hastaneleri’nde 3 Tl Olan Ücret 8 Tl’ye Çıkartılırken, Ücretsiz Olan SaÄŸlık Ocakları ve Aile HekimliÄŸi Katılım Payı da 2 Tl Oldu.

SGK tarafından bugün yayınlanan “2008 Yılı Sosyal Sigortalar Kurumu SaÄŸlık Uygulama TebliÄŸinde DeÄŸiÅŸiklik Yapilmasina Dair TebliÄŸ”inde, saÄŸlık hizmetlerinin tamımı paralı hale getirildi. Daha önce Danıştay’ın kararı ile 2 TL’ye düşürülen katılım payları, 2 Haziran 2009 tarihi itibariyle 2 TL olarak uygulanmıştı. Ancak bugün yayınlanan tebliÄŸle katılım paylarına yine zam yapıldı. Buna göre, özel hastanelerde 2 TL olan katılım payı 15 TL’ye, Devlet Hastaneleri’nde 3 TL’den 8 TL’ye çıkartıldı. Ayrıca ÅŸimdiye kadar ücretsiz olan saÄŸlık ocaları ile aile hekimliÄŸinde ise 2 TL fiyat belirlendi.

SGK’nın yayınlandığı tebliÄŸde şöyle denildi: “SaÄŸlık hizmeti sunucularında yapılan hekim ve diÅŸ hekimi muayenesi nedeniyle uygulanacak katılım payı tutarları aÅŸağıda belirtilmiÅŸtir: Birinci basamak saÄŸlık kuruluÅŸları ve aile hekimliÄŸi muayenelerinde 2 TL, ikinci ve üçüncü basamak resmi saÄŸlık kurumlarında 8 TL, özel saÄŸlık kurumlarında 15 TL. Ancak saÄŸlık hizmeti sunucularında yapılan muayene sonrasında kiÅŸilerin muayeneye iliÅŸkin reçete ile eczanelere müracaat etmemesi durumunda, birinci basamak saÄŸlık kuruluÅŸları ile aile hekimliÄŸi muayenelerinde katılım payı alınmaz, ikinci ve üçüncü basamak resmi saÄŸlık kurumları ile özel saÄŸlık kurumlarındaki muayenelerde ise 3 TL indirim yapılır.”

Yapılan yeni düzenleme ile özel hastanelerde 10 TL muayene ücretine ilave alınan 2 TL katılım payı 15′e çıktığı için, özel hastaneye giden vatandaÅŸlar 25 TL ödemek durumunda kalacak. Bu durumun vatandaÅŸlara olduÄŸu kadar özel hastaneler için de zarar verici nitelikte olduÄŸunu belirten Özel Bahar Hastanesi BaÅŸekimi Ömer Kurt, iyi tarafının ise saÄŸlıkta savurganlığı engellemek olacağını ifade etti.

 (CİHAN)

Öleceğini rüyasında gördü

Filed Under (yaÅŸam) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , , , ,

Ölen üniversite öğrencisi gencin iki çocuÄŸuna acı gerçeÄŸi söylemiyorlar…
Konya’da bıçaklanarak parası ile cep telefonu gasbedilen ve kaldırıldığı hastanede ölen üniversite öğrencisi gencin 2 çocuÄŸu, babaları tekrar eve gelecek diye bekliyor.

Öldürülen büfeci Mustafa Keser’in (28) annesi Havva Keser, yaptığı açıklamada, olay günü gece yarısı oÄŸlu Mustafa’nın kendilerini cep telefonuyla arayarak ”Beni bıçakladılar, ölüyorum, kurtarın beni” dediÄŸini, ardından sesin kesildiÄŸini söyledi.

Bunun üzerine hemen 112 Acil Servis’i aradıklarını ifade eden Keser, oÄŸlunu ambulansla hastaneye yetiÅŸtirdiklerini ancak, iç kanama geçiren Mustafa Keser’in tüm çabalara raÄŸmen hayata döndürülemediÄŸini belirtti.

Babasıyla birlikte büfe işleten, Açık Öğretim Fakültesi İşletme Bölümü 4. sınıf öğrencisi oğlunun, olaydan yaklaşık 2 ay önce, gece büfede çalışmaya başladığını belirten Keser, şunları kaydetti:

”3 yaşındaki torunum Havva İrem ile 2 yaşındaki kardeÅŸi İsmail Eren, çok düşkün oldukları babalarına evde ders çalıştırmıyorlardı. Bunun üzerine Mustafa, geceleri büfeye gitmeye baÅŸladı. Burada ders çalışıyordu. Bıçaklandığı günden bir gün sonra yine bir sınavı vardı. Hiç tanımadığımız biri oÄŸlumuzu bizden aldı. OÄŸlumuz geri gelmeyecek, ancak en azından baÅŸkalarına da zarar vermeden Konya Cinayet Büro AmirliÄŸi ekipleri tarafından kısa sürede yakalandı. Bu durum az da olsa bizi teselli etti.”

Henüz Havva İrem ile İsmail Eren’in babalarının öldüğünü bilmediÄŸini vurgulayan Keser, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Babalarının öldüğünü onlardan gizliyoruz. Her gün akÅŸam torunlarım babaları için aÄŸlıyor. Bu acıya dayanamıyorum. Zil her çaldığında ‘babam geldi’ diyerek kapıya koÅŸuyorlar. Sonra üzülüp aÄŸlıyorlar. Onları avutmak çok zor oluyor. OÄŸlumu sadece torunlarım deÄŸil tabii ki hepimiz çok özlüyoruz. Bana çok düşkündü, ölmeden önce son sözü ‘annem hakkını helal etsin’ olmuÅŸ. Yavrum ölmeden bir hafta önce rüyasında büfeye giren hırsızlar tarafından bıçaklandığını söylemiÅŸti. Bunun gerçek olacağını nereden bilebilirdi.”

Baba İsmail Keser (52) ise kendisinin sadece bir oÄŸul deÄŸil bir arkadaÅŸ, bir dost, bir yoldaÅŸ kaybettiÄŸini dile getirdi. Keser, ”20 yıldır büfe iÅŸleticisiyim. Hiç böyle bir olayla karşılaÅŸmadım. Ancak, çok fazla gece büfede durmayan oÄŸlum cinayete kurban gitti. Her gün babaları için göz yaşı döken torunlarımı baÄŸrıma basıyorum. Henüz 3.5 yıl önce severek evlendiÄŸi gelinim Gülizar (22) ile yaÅŸayacağı çok güzel günler vardı. Bunu onlara çok gördüler, yuvamızın huzurunu kaçırdılar” diye konuÅŸtu.

OÄŸlunun öldürüldüğü büfeyi satılığa çıkarttığını ifade eden Keser, ”Bundan sonra oraya gidemem. Büfede halen oÄŸlumun kokusu var. Yapacak tek ÅŸey oÄŸlumun ölümünü sürekli bana hatırlatacak olan büfeyi satmak” dedi.

Merkez Karatay ilçesi Fevzi Çakmak Mahallesi’nde büfe iÅŸleten Mustafa Keser, 5 Eylül günü bıçaklanarak parası ve telefonu gasp edilmiÅŸti. Keser, yaralı halde annesini arayarak yardım istemiÅŸ, hastaneye kaldırılan Keser, yapılan tüm müdahalelere raÄŸmen 2 gün sonra hayatını kaybetmiÅŸti.

Kaynak : internethaberleri.com

Keneler - Kene Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı - Kene Isırması

Filed Under (Sağlık) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , , , , , ,

Yaz mevsimine girdigimiz son haftalarda Türkiye’nin gündemini meÅŸgul eden kene ile ilgili olarak uzmanlar uyarı yaptı:

Kene vücuttan uzaklaştırılırken kesinlikle ezilmemeli, başı kopartılmamalı.. Derhal doktora başvurmalı..

Yaklaşık yarım cm boyunda, kan emen, yeÅŸillik alanlarda yaÅŸayan bir böcek olan kene, günlerdir kamuoyunun gündeminde. Taşıdığı Kırım Kongo Kanamalı AteÅŸi (KKKA) hastalığı 2002′den bu yana 33 kiÅŸinin ölümüne neden oldu. Havaların ısınmasıyla birlikte insanların piknik alanlarına yönelmeleri, hastalığın kırsal alanların yanı sıra büyük ÅŸehirlerde de ortaya çıkmasının en önemli nedeni.
Hal böyle olunca ‘Acaba bu küçücük böcekle nasıl mücadele ederiz, ya bize de musallat olursa’ gibi sorular kafaları kurcalıyor. Öncelikle, vücuda yapışıp kan emerek beslenen bu küçük böceklerin hepsi hastalık taşımıyor. Özel bir kene türü bu hastalığı taşıyor. Hastalık taşıyanlar ise erken tespit edildiÄŸinde, virüsü vücuda bulaÅŸtırma fırsatı bulamıyor.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Aydın, kene ile temas durumunda kenenin ezilmemesi, çıkarılırken başının kopartılmaması, keneyi uzaklaştırmak için ısı uygulanmaması gerektiğini vurguluyor.
Kenelerin virüs, bakteri, protozoon ve riketsia adı verilen gözle görülmeyen parazitleri taşıdıklarına, bu ciddi enfeksiyon etkenlerini kanını emdikleri insan ve hayvanlara aktardıklarını belirten Aydın, etkenlerden birinin de KKKA virüsü olduğuna işaret ediyor.
Aşısı ve ilacı yok
Genellikle yaz aylarında ortaya çıkan hastalık az gelişmiş ülkelerde görülüyor. Hatta hastalığın görüldüğü en gelişmiş ülke Türkiye.
Bu yıl hastaneye baÅŸvuran 144 kiÅŸiden 63′ünde hastalık tespit edildi. Uzmanlar çoÄŸunlukla DoÄŸu Karadeniz ve DoÄŸu Anadolu bölgesindeki 22 ilin KKKA tehlikesi altında olduÄŸunu belirtiyor. Ancak hastalık diÄŸer illerde de görülebiliyor. Türkiye’de KKKA bulaÅŸanların ölüm oranı yüzde 5, diÄŸer ülkelerde ise bu oran yüzde 25 ile yüzde 80 arasında deÄŸiÅŸiyor. Çünkü hastalıktan koruyacak bir aşı ya da tedavide kullanıhlacak bir ilaç bulunmuyor. Hastaların tedavileri destek tedavi ÅŸeklinde yürütülüyor, dolayısıyla vücuda yapışan kenenin hastalığı bulaÅŸtırmadan tespit edilmesi önem kazanıyor.
 

Vücudunuzu kontrol edin!
Doç. Dr. Levent Aydın, Türkiye’de son 5-6 yıl içinde önce Karadeniz Bölgesi’nde belli odaklardaki insanlarda görülen bu hastalığa daha sonra İç, GüneydoÄŸu ve Marmara bölgelerinde rastlandığını belirtti. Günümüzde dünyada 30 kene türünün hastalık etkenini taşıdığına, özellikle “Hyalomma” cinsinin tehlikeli olduÄŸuna dikkati çeken Aydın, hayvancılıkla uÄŸraÅŸanların, veteriner hekimlerin ve piknik alanlarındaki insanların risk altında olduklarını vurguladı.
Bu noktada, piknik alanları, ormanlık alanlar, otlak ve çalılıklar ile ırmak kenarlarına giden vatandaşların biraz daha korunaklı giyinmeleri, evlerin döndüklerinde de vücutlarını kontrol etmelerini öneriliyor. Kene tespit edildiğinde ise en önemli nokta, keneyi parçalamadan tek seferde vücuttan çekip almak.
Levent Aydın, kenenin ısıracağı vücut bölgesine önce lokal anastezik bir madde salgıladığını, bu nedenle kiÅŸinin ilk 24-48 saat içinde ısırığı görmezse hissedemeyeceÄŸini anlattı. Hastalığın ısırıldıktan 16-24 saat sonra bulaÅŸacağını ifade eden Aydın, ısırmanın 3-5′inci günlerinde bulaÅŸtırıcılığın en yüksek dereceye çıktığını kaydederek, ÅŸunları söyledi:
“Bu nedenle risk gruplarında kene ısırma süresi hayati önemdedir. En kısa sürede kene vücuttan uzaklaÅŸtırılmalıdır. Kene uzaklaÅŸtırılması hekim kontrolünde yapılmalıdır. Kene ezilmemeli, çıkarılırken başı kopartılmamalı. Keneyi uzaklaÅŸtırmak için ısı uygulanmamalıdır. Kenelerde ayaklarının gerisinde soluma organelleri olduÄŸu için üzerine yaÄŸlı bir pamuk 5 dakika kadar kapatılarak soluması engellenebilir. Daha sonra battığı yönün tam zıt tarafına ani ve tek bir hamle ile çekilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki kenenin vücutta kalış süresi önemlidir. Bu nedenle en kısa sürede saÄŸlık kuruluÅŸuna baÅŸvurulmalıdır.”
Hastalığın saptandığı bölgelerde hayvanlarda, özellikle sığırlarda kene kontrolü ve ilaçlamasının düzenli olarak yapılması, insanların kişisel korunma konusunda bilgilendirilmesi, çevre ve meraların kontrol altına alınması gerektiğini anlatan Aydın, hastalığın görüldüğü yörelerde yaşayan vatandaşlara, özellikle kırsal alanda çizme ve uzun kollu giyinmeleri, bu alanlardan ayrıldıktan sonra koltukaltı ve kasık bölgeleri başta olmak üzere vücutlarını dikkatle aramaları, keneye rastlamaları halinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurarak keneyi çıkarttırmaları uyarısında bulundu.

Hastalığın oluşması:
Hastalık genellikle kene ısırığı ile virüsün bulaşmasından 1-3 gün sonra ortaya çıkar. Bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilir. Hasta hayvanın kan ve vücut sıvıları bulaşmış ise bu durumda hastalığın ortaya çıkışı 13 güne kadar uzayabilmektedir.
 
Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kol, bacak ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin iştahsızlık bulguları ile başlar. Bazen kusma, karın ağrısı ve ishal olabilir.
İlk günlerde yüz ve göğüste küçük cilt altı kanamaları, gözlerde kızarıklık, gövde, kol ve bacaklarda bir yere çarpmış gibi cilt altı kanamalar oluşabilir.
 Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkılama, kanlı idrar görülebilir. Vajinal kanamaya da rastlanabilir.
 Ağır olgularda hepatit, karaciğer, böbrek, akciğer yetmezlikleri oluşabilir.
 
Tedavi:
Diğer çoğu virüs hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır.
Erken dönemde başlanılan destek tedavi daha başarılı sonuç vermektedir. Geç başlanılan tedavi ve ağır seyredebilen hastalık öldürücü olabilmektedir.
Hastalığa karşı aşı çalışması yürütülmekle birlikte henüz koruyucu bir aşı geliştirilememiştir.
 
 Korunma:
Hastalık, kenelerin sokması sonrası salgıladıkları sıvıyla, kenelerin çıkartılırken ezilmesi sonucu çıkan sıvı ve kanıyla veya kene sokması sonucu virüsü alıp hasta olmuş hayvanların kan ve salgıları ile bulaşabilmektedir. Bu nedenle:
 Mera ve meskenlerde yerleşik keneler kan emerek beslenirler. Hayvanları kenelerden uzak tutarak kenelerin yayılmaları engellenmelidir.
 

Bunları unutmayın!
* Kene görürseniz bir cımbız yardımıyla ya da eldivenle dikkatlice tutulmalı ve tek seferde, kopartmadan, patlatmadan çekilmeli.
* Kene üzerine alkol, gazyağı, kolonya v.b. dökmeyin, ısı uygulamayın. Bu durumda mikrobu vücudunuza verebilir.
* Kene uzaklaştırıldıktan sonra ısırma bölgesi dezenfekte edilmeli, eller sabunla iyice yıkanmalı.
* Kırsal alanlarda daha korunaklı giyinmeye özen gösterin.
* Bu alanlardan ayrıldıktan sonra koltukaltı ve kasık bölgeleri başta olmak üzere vücudunuzu dikkatle kontrol edin.
* Risk almak istemiyorsanız bir sağlık kuruluşuna müracat ediniz. 

Kaynak : saglikmerkez.com

sezeryanda hastanelere sinirlama geldi

Filed Under (Haber) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , , , ,

SaÄŸlık Bakanlığı’nın, 1 Eylül’de yürürlüğe giren SaÄŸlıkta Performans ve Kalite Yönergesi’ne göre, kurumsal performans kriterleri arasında sezaryen oranları da yer alacak. Buna göre bir hastanede gerçekleÅŸtirilen sezaryenle doÄŸum oranları da hastanenin performansında bir gösterge olacak. Sezaryen oranlarını düşürmek ve normal doÄŸuma yönlendirmek amacıyla belirlenen bu kritere göre, eÄŸitim hastanelerindeki sezaryenle doÄŸum oranının yüzde 20′yi, diÄŸer hastanelerde ise yüzde 15′i geçmemesi gerekiyor. SaÄŸlık Bakanlığı sezaryenle doÄŸum oranını Dünya SaÄŸlık Örgütü standartlarına ulaÅŸtırmak ve normal doÄŸuma yönlendirmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. 1 Eylül’de yürürlüğe giren, SaÄŸlıkta Performans ve Kalite Yönergesi’nde kurumsal performans kriterleri arasında bir hastanede gerçekleÅŸtirilen sezaryenle doÄŸum oranları da yer alacak. Ve sezaryenle yapılan doÄŸumların azlığı ya da çokluÄŸu, kurumun verimliliÄŸinin bir göstergesi olacak.-”ÖZELLERDE SEZARYENLE DOÄžUM ORANI YÜZDE 70′LERE KADAR ÇIKTI”-

SaÄŸlık Bakanlığı Performans Yönetimi ve Kalite GeliÅŸtirme Dairesi BaÅŸkanı Hasan Güler, ANKA’ya yaptığı açıklamada, Türkiye’deki sezaryen oranlarının yüksek olduÄŸunu ve bu oranları sorguladıklarını bildirdi. Daire BaÅŸkanı Güler, Bakanlık olarak sezaryen oranlarını Dünya SaÄŸlık Örgütü’nün belirlediÄŸi oranlara çekmek istediklerini ifade ederek “Bu anlamda sezaryen oranlarını da performans kriterlerinde bir klinik gösterge olarak alıyoruz. KoyduÄŸumuz kriterlere göre, tüm hastanelerde sezaryen oranı yüzde 15′i geçmemeli, eÄŸitim hastanelerindeyse yüzde 20′yi geçmemeli” dedi. Bu konunun üzerinde titizlikle durduklarını da belirten Güler, “Bu oranlar özel sektörde yüzde 70′lere kadar çıktı. Bu kabul edilebilir bir durum deÄŸil. Ne tıbbi anlamda ne de insanlık anlamında kabul edilemez oranlar” diye konuÅŸtu. 2006′dan beri bu uygulamayı gerçekleÅŸtirdiklerini ifade eden Güler ÅŸunları söyledi:

“Her geçen gün biraz daha niteliÄŸi arttırıyoruz. Farkındalıklar arttı, insanlar artık bunu sorgulamaya baÅŸladı. Bizim hassasiyetlerimiz ve performans kriteri olarak yürürlüğe koymamız, ülkemizdeki sezaryen oranlarının aÅŸağı düşmesine yol açtı. Bu bir kültürel süreç. Gittikçe bu konuda farkındalık artıyor. Hastanelerin hizmet kalite belgesi alabilmeleri için de sezaryen oranının istenilen düzeyde olması lazım. Sezaryenle doÄŸum oranları belli bir düzeyin üstündeyse o hastanedeki iÅŸleyiÅŸin sezaryen anlamında iyi olmadığını düşünüyoruz. Kurumsal kalite çalışmalarında sezaryen oranı yüksek olduÄŸu zaman bireysel performansı da olumsuz etkileyebilir. Ek ödemeye, döner sermayeye de olumsuz yansıyabilir.”

-SEZARYENLE DOÄžUM YÜZDE 40′TAN YÜZDE 32′YE DÜŞTÜ-

Sezaryenle doÄŸumun sadece dünyada deÄŸil Türkiye’de de artması üzerine harekete geçen SaÄŸlık Bakanlığı’nın çalışmaları sonuç verdi ve sezaryenle doÄŸum oranında düşüş yaÅŸandı. SaÄŸlık Bakanlığı verilerine göre, tüm Türkiye’de 2006 yılında toplam doÄŸum oranı 706 bin iken, bunun 288 binini, yani yüzde 40.8′ini sezaryenle doÄŸum meydana getiriyordu. 2007 yılında ise, toplam 766 bin doÄŸum gerçekleÅŸti. Bu doÄŸumlarda ise 251 bin anne, yani yüzde 32.8′lik bir oran sezaryenle doÄŸumu tercih etti.

-BAKAN AKDAÄž’DAN DA SEZARYEN UYARISI-

GeçtiÄŸimiz günlerde çeÅŸitli gezi ve incelemelerde bulunmak üzere Kayseri’ye giden SaÄŸlık Bakanı Recep AkdaÄŸ‘da buradan çaÄŸrıda bulunarak “Lütfen ihtiyacınız olmadığı sürece sezaryenle doÄŸum yapmayın” demiÅŸti. Bakan AkdaÄŸ, Uluslararası standartlarda sezaryenle doÄŸumun yüzde 20′yi geçmemesi gerekirken, Türkiye’de yüzde 60′lara çıkmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını söylemiÅŸti.(ANKA)

(DNZ/ZG)

(Ankara Haber Ajansı)