D vitamini eksikliÄŸi kalbi vuruyor

Filed Under (Sağlık) by admin on 23-09-2009

Tagged Under : , , ,

D vitamini eksikliÄŸi kalbi vuruyor
D vitamini eksikliği özellikle ileriki yaşlarda kalbi vuruyor. 65 yaş üstünde D vitamini eksikliği 3 kat daha fazla ölüme yol açıyor.

D vitamini eksikliğinin özellikle ileri yaşlarda kalp hastalıklarında ölüm riskini artırdığı belirlendi.

İtalyan La Stampa gazetesinde yayımlanan habere göre, ABD’deki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Massachusetts Hastanesi tarafından yapılan araÅŸtırma sırasında, kandaki D vitamini düzeyi ile 65 yaÅŸ üstü ölüm oranı arasındaki iliÅŸki inceledi.

Araştırmacılar, 3 bin 400 kişinin kan örneklerini analizi sonucunda, D vitamini oranı düşük olanların kalp hastalıklarından ölme riskinin diğerlerinden üç kat fazla olduğunu tespit etti.

Araştırma ekibinde yer alan Doktor Adit Ginde, D vitamini takviyesinin kolaylığına dikkati çekerek, bu şekilde daha sağlıklı bir yaşam sürülebileceğini söyledi.
Haber Kaynağı : internethaber

Okulda beslenme nasıl olmalı?

Filed Under (Gündem) by admin on 21-09-2009

Tagged Under : , , , , ,

Okulda beslenme nasıl olmalı?

PerÅŸembe günü okullar açılacak. Obezitenin önlenmesi için mücadele eden SaÄŸlık Bakanlığı’ndan öğrenci ve velilere beslenme önerileri…

ANKARA-
İlk ve ortaöğretimde yaklaşık 15 milyon öğrenci PerÅŸembe günü ders başı yapacak. Çocukların geliÅŸiminde eÄŸitim kadar saÄŸlıklı beslenmenin de büyük önem taşıyor. SaÄŸlık Bakanlığı’nın saÄŸlıklı ve dengeli beslenme için çocuklara ve ailelere uyarıları var:

-Süt grubunda yer alan süt, yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ve tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmeli.

-Çocukların özellikle kemik ve diş gelişimi için günde 2-3 su bardağı kadar süt veya yoğurt, 1 kibrit kutusu kadar beyaz peynir tüketmeleri önemli. Ayrıca, hastalıklara karşı daha dirençli olmaları, göz, cilt ve sindirim sistemlerinin sağlıklı olması için her gün en az 5 porsiyon taze sebze veya meyve tüketmeliler.

-Öğrenciler için en önemli öğün kahvaltıdır. Kahvaltı yapılmadığı takdirde, dikkat dağınıklığı, yorgunluk, baş ağrısı ve zihinsel performansta azalma olmaktadır. Peynir, haşlanmış yumurta, taze meyve veya meyve suları, birkaç dilim ekmek, 1 bardak süt, poğaça çocuklar için yeterli ve dengeli bir kahvaltı örneğidir.

-Gün boyu fiziksel ve zihinsel performansın en üst düzeyde tutulabilmesi, düzenli olarak ara ve ana öğünlerin tüketilmesi ile mümkündür. Bu nedenle, öğün atlanmamalı. Günlük tüketilecek besinlerin 3 ana, 2 ara öğünde alınması en uygun olanı.

-Okulda veya evde dinlenirken ve ders çalışırken açlık hissedildiğinde tüketilen besinlere dikkat edilmeli. Örneğin, şeker ve şekerli besinler, cips vb. yağlı ve tuzlu besinler veya gazlı içecekler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tüketiminin tercih edilmesi çocukların sağlıklı beslenmeleri açısından daha yararlı.

-Açıkta satılan besinler, yeterince güvenilir ve temiz değildir. Ayrıca, uygun koşullarda muhafaza edilmedikleri için çabuk bozulma riski taşırlar. Bu nedenle, özellikle okul çevresinde açıkta satılan besinlerin kesinlikle satın alınmaması gerekmekte.

-Vücudun düzenli çalışması, tüketilen besinlerin vücuda yararlılığının artırılması, çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal gelişimlerine olumlu katkı sağlamaları açısından fiziksel aktivitenin artırılmasına önem verilmeli.

-Kirli eller, basit bir soğuk algınlığından ölümcül hastane enfeksiyonlarına kadar pek çok hastalığın nedeni olabilmektedir. Bu nedenle çocuklara, özellikle yemek yemeden önce ve sonra, tuvalete girdikten sonra, dışarıda oyun oynadıktan sonra, dışarıdan eve gelince ellerini, ılık akan su altında sabun ile iyice ovuşturarak yıkamaları konusunda alışkanlık kazandırılması gerekmektedir.

-Çocukların okul kantinleri, büfe gibi yerlerden satın aldıkları besinlerin seçiminde de dikkatli olmaları gerekmektedir. Süt, ayran gibi ambalajlı besinleri satın alırken etiket bilgisinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığından üretim izninin bulunmasına ve son kullanım tarihinin geçmemiş olmasına, ambalajsız satılan tost, simit, poğaça gibi yiyeceklerin de temiz ve güvenilir şekilde hazırlanmış olmasına dikkat edilmelidir.
Haber Kaynağı : internethaber

SaÄŸlık Hizmetleri 1 Ekim’den İtibaren Ücretli

Filed Under (Gündem) by admin on 18-09-2009

Tagged Under : , , , , , , , , , , ,

Sosyal Güvenlik Kurumu (Sgk) Tarafından Tüm Çalışan ve Emeklilerden Alınan Muayene Ücretlerine Zam Yapıldı. Buna Göre, Özel Hastanelerde 2 Tl Olan Katılım Payı Ücreti 15 Tl’ye Yükseltildi. Devlet Hastaneleri’nde 3 Tl Olan Ücret 8 Tl’ye Çıkartılırken, Ücretsiz Olan SaÄŸlık Ocakları ve Aile HekimliÄŸi Katılım Payı da 2 Tl Oldu.

SGK tarafından bugün yayınlanan “2008 Yılı Sosyal Sigortalar Kurumu SaÄŸlık Uygulama TebliÄŸinde DeÄŸiÅŸiklik Yapilmasina Dair TebliÄŸ”inde, saÄŸlık hizmetlerinin tamımı paralı hale getirildi. Daha önce Danıştay’ın kararı ile 2 TL’ye düşürülen katılım payları, 2 Haziran 2009 tarihi itibariyle 2 TL olarak uygulanmıştı. Ancak bugün yayınlanan tebliÄŸle katılım paylarına yine zam yapıldı. Buna göre, özel hastanelerde 2 TL olan katılım payı 15 TL’ye, Devlet Hastaneleri’nde 3 TL’den 8 TL’ye çıkartıldı. Ayrıca ÅŸimdiye kadar ücretsiz olan saÄŸlık ocaları ile aile hekimliÄŸinde ise 2 TL fiyat belirlendi.

SGK’nın yayınlandığı tebliÄŸde şöyle denildi: “SaÄŸlık hizmeti sunucularında yapılan hekim ve diÅŸ hekimi muayenesi nedeniyle uygulanacak katılım payı tutarları aÅŸağıda belirtilmiÅŸtir: Birinci basamak saÄŸlık kuruluÅŸları ve aile hekimliÄŸi muayenelerinde 2 TL, ikinci ve üçüncü basamak resmi saÄŸlık kurumlarında 8 TL, özel saÄŸlık kurumlarında 15 TL. Ancak saÄŸlık hizmeti sunucularında yapılan muayene sonrasında kiÅŸilerin muayeneye iliÅŸkin reçete ile eczanelere müracaat etmemesi durumunda, birinci basamak saÄŸlık kuruluÅŸları ile aile hekimliÄŸi muayenelerinde katılım payı alınmaz, ikinci ve üçüncü basamak resmi saÄŸlık kurumları ile özel saÄŸlık kurumlarındaki muayenelerde ise 3 TL indirim yapılır.”

Yapılan yeni düzenleme ile özel hastanelerde 10 TL muayene ücretine ilave alınan 2 TL katılım payı 15′e çıktığı için, özel hastaneye giden vatandaÅŸlar 25 TL ödemek durumunda kalacak. Bu durumun vatandaÅŸlara olduÄŸu kadar özel hastaneler için de zarar verici nitelikte olduÄŸunu belirten Özel Bahar Hastanesi BaÅŸekimi Ömer Kurt, iyi tarafının ise saÄŸlıkta savurganlığı engellemek olacağını ifade etti.

 (CİHAN)

“Sıfır beden” takıntısı!

Filed Under (Sağlık) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , ,

Uzmanlar bir tehlikeye dikkat çekiyor: “Sıfır beden olma isteÄŸi beden imaj bozukluÄŸu olabilir. Bu bozukluÄŸa yakalanan kiÅŸide kilo kaybetmenin sınırı yoktur”

Ondokuzmayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı BaÅŸkanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, son günlerde çok tartışılan “sıfır beden”in beden imaj bozukluÄŸundan kaynaklanabileceÄŸini belirterek, bu bozukluÄŸa yakalanan kiÅŸide kilo kaybetmenin sınırı olmadığını söyledi.
Karacalar, son günlerde çok tartışılan “sıfır beden”in bir güzellik ölçütü olduÄŸunu, ancak bu güzellik ölçütünün aşırıya kaçırıldığını söyledi.
Bayanların sıfır beden olma isteÄŸinin “Beden imaj bozukluÄŸu” olabileceÄŸini belirten Karacalar, “Beden imaj bozukluÄŸu aşırı olarak algılanan ya da var olduÄŸu zannedilen bir görüntü bozukluÄŸuna hastanın aşırı takılması durumudur. “Kilosu konusunda bu bozukluÄŸa yakalanan kiÅŸide kilo kaybetmenin sınırı yoktur”
dedi.
Güzellik ölçütlerinin aşırıya götürülmesinin, bir çeşit takıntı olduğunu ifade eden Karacalar, kilo, yara izleri, burun, saç, dudak ve dişlerin en çok takıntı haline getirilen yerler arasında olduğunu kaydetti.
Beden imaj bozukluÄŸu olan kiÅŸilerde ilgili sorunlarını giysi ya da aksesuarlarla aşırı gizleme eÄŸilimi olduÄŸunu anlatan Karacalar, “Sürekli tartılma, sürekli aynada kontrol eylemi ya da aşırı egzersiz düşkünlüğü
görülebilir. Bazen de tam tersi yansıyan yüzeyle karşılaÅŸmak dahi istemezler. Sürekli fotoÄŸraf çektirerek kontrol, ölçme, sürekli çevreden destek, toplumsal temastan kaçınma diÄŸer bulguları arasında yer alır” diye konuÅŸtu.
Beden imaj bozukluğuna toplumda yüzde 2 oranında rastlandığını ve bu oranının son zamanlarda giderek arttığını belirten Karacalar, şunları kaydetti:
“Bu bozukluÄŸa yakalanan ve zayıflayan kiÅŸi kilosuyla ilgili saÄŸlıklı deÄŸerlendirme yapamaz. Ancak, çevreden duyduÄŸu sıfır beden idealine ulaşırsa belki tatmin olur. Özellikle normal kadınların bile bacaklarını ve kalçalarını gerçek olandan ya da baÅŸkasının gördüğünden daha büyük ve kalın gördükleri saptanmıştır. Bu nedenle özellikle kadınlarda kilo takıntılı beden imaj bozukluÄŸunun sık görülmesi doÄŸaldır.”
PSİKOLOJİK DESTEK
KiÅŸilerde beden imaj bozukluÄŸu olup olmadığı estetik cerrahi giriÅŸiminden önce mutlaka saptanması gerektiÄŸini anlatan Karacalar, yapılan estetik cerrahi giriÅŸimlerin genellikle bu kiÅŸileri mutlu etmediÄŸini ve “bu mutsuz hasta gurubu”nun sık ameliyat olduÄŸunu söyledi.
Karacalar, beden imaj bozukluğu olan kişilerin ameliyat öncesi saptanmasının öncelikle psikiyatrik destek için şart olduğunu vurguladı.

Kaynak : AA

Keneler - Kene Kırım Kongo Kanamalı Ateşi Hastalığı - Kene Isırması

Filed Under (Sağlık) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , , , , , ,

Yaz mevsimine girdigimiz son haftalarda Türkiye’nin gündemini meÅŸgul eden kene ile ilgili olarak uzmanlar uyarı yaptı:

Kene vücuttan uzaklaştırılırken kesinlikle ezilmemeli, başı kopartılmamalı.. Derhal doktora başvurmalı..

Yaklaşık yarım cm boyunda, kan emen, yeÅŸillik alanlarda yaÅŸayan bir böcek olan kene, günlerdir kamuoyunun gündeminde. Taşıdığı Kırım Kongo Kanamalı AteÅŸi (KKKA) hastalığı 2002′den bu yana 33 kiÅŸinin ölümüne neden oldu. Havaların ısınmasıyla birlikte insanların piknik alanlarına yönelmeleri, hastalığın kırsal alanların yanı sıra büyük ÅŸehirlerde de ortaya çıkmasının en önemli nedeni.
Hal böyle olunca ‘Acaba bu küçücük böcekle nasıl mücadele ederiz, ya bize de musallat olursa’ gibi sorular kafaları kurcalıyor. Öncelikle, vücuda yapışıp kan emerek beslenen bu küçük böceklerin hepsi hastalık taşımıyor. Özel bir kene türü bu hastalığı taşıyor. Hastalık taşıyanlar ise erken tespit edildiÄŸinde, virüsü vücuda bulaÅŸtırma fırsatı bulamıyor.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Veteriner Fakültesi Parazitoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Levent Aydın, kene ile temas durumunda kenenin ezilmemesi, çıkarılırken başının kopartılmaması, keneyi uzaklaştırmak için ısı uygulanmaması gerektiğini vurguluyor.
Kenelerin virüs, bakteri, protozoon ve riketsia adı verilen gözle görülmeyen parazitleri taşıdıklarına, bu ciddi enfeksiyon etkenlerini kanını emdikleri insan ve hayvanlara aktardıklarını belirten Aydın, etkenlerden birinin de KKKA virüsü olduğuna işaret ediyor.
Aşısı ve ilacı yok
Genellikle yaz aylarında ortaya çıkan hastalık az gelişmiş ülkelerde görülüyor. Hatta hastalığın görüldüğü en gelişmiş ülke Türkiye.
Bu yıl hastaneye baÅŸvuran 144 kiÅŸiden 63′ünde hastalık tespit edildi. Uzmanlar çoÄŸunlukla DoÄŸu Karadeniz ve DoÄŸu Anadolu bölgesindeki 22 ilin KKKA tehlikesi altında olduÄŸunu belirtiyor. Ancak hastalık diÄŸer illerde de görülebiliyor. Türkiye’de KKKA bulaÅŸanların ölüm oranı yüzde 5, diÄŸer ülkelerde ise bu oran yüzde 25 ile yüzde 80 arasında deÄŸiÅŸiyor. Çünkü hastalıktan koruyacak bir aşı ya da tedavide kullanıhlacak bir ilaç bulunmuyor. Hastaların tedavileri destek tedavi ÅŸeklinde yürütülüyor, dolayısıyla vücuda yapışan kenenin hastalığı bulaÅŸtırmadan tespit edilmesi önem kazanıyor.
 

Vücudunuzu kontrol edin!
Doç. Dr. Levent Aydın, Türkiye’de son 5-6 yıl içinde önce Karadeniz Bölgesi’nde belli odaklardaki insanlarda görülen bu hastalığa daha sonra İç, GüneydoÄŸu ve Marmara bölgelerinde rastlandığını belirtti. Günümüzde dünyada 30 kene türünün hastalık etkenini taşıdığına, özellikle “Hyalomma” cinsinin tehlikeli olduÄŸuna dikkati çeken Aydın, hayvancılıkla uÄŸraÅŸanların, veteriner hekimlerin ve piknik alanlarındaki insanların risk altında olduklarını vurguladı.
Bu noktada, piknik alanları, ormanlık alanlar, otlak ve çalılıklar ile ırmak kenarlarına giden vatandaşların biraz daha korunaklı giyinmeleri, evlerin döndüklerinde de vücutlarını kontrol etmelerini öneriliyor. Kene tespit edildiğinde ise en önemli nokta, keneyi parçalamadan tek seferde vücuttan çekip almak.
Levent Aydın, kenenin ısıracağı vücut bölgesine önce lokal anastezik bir madde salgıladığını, bu nedenle kiÅŸinin ilk 24-48 saat içinde ısırığı görmezse hissedemeyeceÄŸini anlattı. Hastalığın ısırıldıktan 16-24 saat sonra bulaÅŸacağını ifade eden Aydın, ısırmanın 3-5′inci günlerinde bulaÅŸtırıcılığın en yüksek dereceye çıktığını kaydederek, ÅŸunları söyledi:
“Bu nedenle risk gruplarında kene ısırma süresi hayati önemdedir. En kısa sürede kene vücuttan uzaklaÅŸtırılmalıdır. Kene uzaklaÅŸtırılması hekim kontrolünde yapılmalıdır. Kene ezilmemeli, çıkarılırken başı kopartılmamalı. Keneyi uzaklaÅŸtırmak için ısı uygulanmamalıdır. Kenelerde ayaklarının gerisinde soluma organelleri olduÄŸu için üzerine yaÄŸlı bir pamuk 5 dakika kadar kapatılarak soluması engellenebilir. Daha sonra battığı yönün tam zıt tarafına ani ve tek bir hamle ile çekilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki kenenin vücutta kalış süresi önemlidir. Bu nedenle en kısa sürede saÄŸlık kuruluÅŸuna baÅŸvurulmalıdır.”
Hastalığın saptandığı bölgelerde hayvanlarda, özellikle sığırlarda kene kontrolü ve ilaçlamasının düzenli olarak yapılması, insanların kişisel korunma konusunda bilgilendirilmesi, çevre ve meraların kontrol altına alınması gerektiğini anlatan Aydın, hastalığın görüldüğü yörelerde yaşayan vatandaşlara, özellikle kırsal alanda çizme ve uzun kollu giyinmeleri, bu alanlardan ayrıldıktan sonra koltukaltı ve kasık bölgeleri başta olmak üzere vücutlarını dikkatle aramaları, keneye rastlamaları halinde zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurarak keneyi çıkarttırmaları uyarısında bulundu.

Hastalığın oluşması:
Hastalık genellikle kene ısırığı ile virüsün bulaşmasından 1-3 gün sonra ortaya çıkar. Bu süre en fazla 9 güne kadar uzayabilir. Hasta hayvanın kan ve vücut sıvıları bulaşmış ise bu durumda hastalığın ortaya çıkışı 13 güne kadar uzayabilmektedir.
 
Ateş, kırıklık, baş ağrısı, halsizlik, aşırı duyarlılık, kol, bacak ve sırtta şiddetli ağrı ve belirgin iştahsızlık bulguları ile başlar. Bazen kusma, karın ağrısı ve ishal olabilir.
İlk günlerde yüz ve göğüste küçük cilt altı kanamaları, gözlerde kızarıklık, gövde, kol ve bacaklarda bir yere çarpmış gibi cilt altı kanamalar oluşabilir.
 Burun kanaması, kanlı kusma, kanlı dışkılama, kanlı idrar görülebilir. Vajinal kanamaya da rastlanabilir.
 Ağır olgularda hepatit, karaciğer, böbrek, akciğer yetmezlikleri oluşabilir.
 
Tedavi:
Diğer çoğu virüs hastalıklarında olduğu gibi bu hastalığın da doğrudan bir tedavisi ve etkili bir ilacı olmayıp daha çok destek tedavisi ve bulguları gidermeye yönelik tedaviler ve bazı antivirütik ilaçlar uygulanmaktadır.
Erken dönemde başlanılan destek tedavi daha başarılı sonuç vermektedir. Geç başlanılan tedavi ve ağır seyredebilen hastalık öldürücü olabilmektedir.
Hastalığa karşı aşı çalışması yürütülmekle birlikte henüz koruyucu bir aşı geliştirilememiştir.
 
 Korunma:
Hastalık, kenelerin sokması sonrası salgıladıkları sıvıyla, kenelerin çıkartılırken ezilmesi sonucu çıkan sıvı ve kanıyla veya kene sokması sonucu virüsü alıp hasta olmuş hayvanların kan ve salgıları ile bulaşabilmektedir. Bu nedenle:
 Mera ve meskenlerde yerleşik keneler kan emerek beslenirler. Hayvanları kenelerden uzak tutarak kenelerin yayılmaları engellenmelidir.
 

Bunları unutmayın!
* Kene görürseniz bir cımbız yardımıyla ya da eldivenle dikkatlice tutulmalı ve tek seferde, kopartmadan, patlatmadan çekilmeli.
* Kene üzerine alkol, gazyağı, kolonya v.b. dökmeyin, ısı uygulamayın. Bu durumda mikrobu vücudunuza verebilir.
* Kene uzaklaştırıldıktan sonra ısırma bölgesi dezenfekte edilmeli, eller sabunla iyice yıkanmalı.
* Kırsal alanlarda daha korunaklı giyinmeye özen gösterin.
* Bu alanlardan ayrıldıktan sonra koltukaltı ve kasık bölgeleri başta olmak üzere vücudunuzu dikkatle kontrol edin.
* Risk almak istemiyorsanız bir sağlık kuruluşuna müracat ediniz. 

Kaynak : saglikmerkez.com

Guatr ameliyatlarında dikiş izi kalmıyor

Filed Under (Sağlık) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , , , ,

Bosphorus International Kulak Burun BoÄŸaz’ın Medikal Direktörü Prof.Dr. Günter Hafız konu ile ilgili son geliÅŸmeleri anlattı…

 Tiroid-Guatr bezi boynun ön bölgesinde nefes borusunun hemen önünde yer alan kelebek benzeri ikili kanadı bir de birleştirici bölgesi olan 20-25 gr ağırlığında bir iç salgı bezidir. Yalnızca 25 gr ağırlığında olmasına rağmen salgıladığı hormonlar ile büyüme ve gelişme ve metabolizmada önemli rol oynar.
Guatr ise tiroid bezinin herhangi bir sebeple büyümesi ve bunun dışarıdan farkedilmesi durumudur ülkemiz gibi iyot tüketiminin yetersiz olduğu bölge insanlarında sıkça görülen bir rahatsızlıktır.

”Erken teÅŸhis çok önemlidir.”
Dünyada yaklaşık 200 milyon insanda tiroid hastalığı bulunmaktadır. Ancak günümüzde tiroidle ilgili hastalıkların bir çoğunun tedavisi mümkündür. Tedavi edilmemiş tiroid hastalıkları ise ciddi va kalıcı hasarlara yol açabilmektedir. Bu durumu önlemek isteyen kişiler en ufak belirtilerden birini hissettiklerinde hekim ile temasa geçerek erken dönemde hastalığın kontrol altına alınmasını sağlayabilirler.
Ülkemizde de tiroid hastalığı 10 kiÅŸiden 3′ünü etkilemektedir. Tiroid hastalıklarının çoÄŸu bayanlarda daha sık görülmektedir.

Belirtileri; Aşırı hormon salgılanması anlamına gelen Hipertiroidizm ve hormonlarının yetersiz çalışması durumu olan hipotiroidizm belirtileri farklı şekillerde ortaya çıkabilir:

Hipertiroidizm Hipotiroidizm
*iştah artışına rağmen kilo kaybı *kilo alma
*sık sık büyük abdeste çıkma *kabızlık
*sıcaktan rahatsız olma,terleme *soğuktan rahatsız olma
*nabzın yükselmesi *nabzın düşmesi
*Sinirlilik, duygusal değişiklikler *güçsüzlük, yavaşlama
*Guatr * Guatr
*Saçlarda yağlanma,incelme *Saçlarda kabalaşma,kuruma, dökülme

Neler yapılmalı?
Uygun teşhis ve tedavi şeklinin cerrah, endokrinolog, radyolog, patolog ve nükleer tıp uzmanından oluşan bir ekip tarafından planlanması ve yürütülmesi gerekir. Muayene, kan testi (T3, T4, TSH hormonları tetkiki), tiroid ultrasonu, ince iğne aspirasyon biyografisi veya sintigrafisinden teşhiste yararlanılır. Tedavi ilaçla, radyoaktif iyot tedavisi ile ve cerrahi yöntemlerle yapılabilir.

Ameliyat izi
Cerrahinin bir çok dalı gibi tiroid cerrahisinde de mikroinvazif (daha az zarar veren) teknikler uygun vakalarda ön plana çıkmaya baÅŸladı. Endoskopik cerrahideki geliÅŸmeler ve damarları dikiÅŸ ya da baÄŸlamaya ihtiyaç duymadan kapatan ve kesen cihazlar yardımı ile uygun olgularda ameliyatı yaklaşık 2 cm’ lik bir kesiden gerçekleÅŸtirmek mümkündür. GeniÅŸ cilt kesisinden kaçınmak doÄŸal olarak daha estetik bir görünüme ve daha hızlı ameliyat sonrası iyileÅŸmeye yardımcı olmaktadır.

 

kaynak : milliyet.com.tr

Yapay tatlandırıcılar zararlı mı, yararlı mı?

Filed Under (Sağlık) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , ,

Günümüzde ABD’de onaylanan 3 çeÅŸit enerji içermeyen yapay tatlandırıcı vardır. DiÄŸer tatlandırıcılar üzerindeki araÅŸtırmalar ise halen sürüyor

TAYLAN KÜMELİ / bir kibrit kutusu lezzet

Vücudumuzun başlıca enerji kaynağını oluşturan karbonhidratlar sınıfında yer alan şeker vazgeçemediğimiz tatlardan biridir. Şeker ve şekerli gıdaları aşırı miktarda tüketmek ise bu besinlerin yüksek enerji değerleri nedeniyle obezitenin en önemli nedenlerinden biridir. Ayrıca obeziteyi takip eden şeker hastalığı, hipertansiyon, kalp - damar hastalıkları da unutulmamalıdır. Diş çürüklerinin de altında yatan en önemli neden şüphesiz şekerli besinlerin çok tüketilmesidir. Özellikle obezite ve şeker hastalığı gibi durumlarda şeker tüketimi sınırlandırılmakta, şekerin yerine kalorisi düşük veya olmayan bazı yapay tatlandırıcılar kullanılmaktadır.
Enerji vermeyen bu tatlandırıcılar aynı zamanda besleyici değeri olmayan, çok düşük kalorili veya alternatif tatlandırıcılar olarak da bilinmektedir. Tatlandırıcılar tek başına veya besinlerin içinde kullanılmaya başlanmadan önce Besin ve İlaç Örgütü (FDA) tarafından yoğun olarak test edilmektedir. Her şeyden önce iyi bir tatlandırıcı nasıl olmalı derseniz; şeker gibi ağızda tatlı tat bırakmalı, herhangi bir şekilde ağızda acı - metalik tat bırakmamalıdır. Kolay çözünmeli ve çözündükten sonra renksiz, kokusuz, ısıya dayanıklı, kalorisi düşük olmalıdır. Tatlandırıcılar iki gruba ayrılmaktadır.

1 Enerji içerenler
Fruktoz, Sorbitol, Mannitol, Ksilitol

2 Enerji içermeyenler
Aspartam, Asesülfam-K, Sakarin, Siklamat

Günümüzde ABD’de onaylanan 3 çeÅŸit enerji içermeyen yapay tatlandırıcı vardır. Bunlar aspartam, sakarin ve asesülfam K’dır. DiÄŸerleri hakkındaki araÅŸtırmalar ise beklenmektedir. FDA tarafından onaylanan sukralaz, alitama ve siklamat için ise araÅŸtırmalar mevcuttur.

Hangileri ölçülü alınmalı?
Sorbitol günlük alım miktarı 30 gramı geçtiÄŸinde hazımsızlığa ve ishale yol açabilir. Ağızda metalik ve acı bir tat bırakan sakkarin 19 yy sonlarında ‘toluen’den sentezlenmiÅŸtir. FDA, 1977′de yüksek dozda sakarin alımının hayvanlarda üriner sistem tümörlerine neden olduÄŸu ortaya çıkınca insanlarda sakarin kullanımının kanser ile iliÅŸkisi olabileceÄŸi riski nedeniyle kullanımı yasaklamıştır.
Fakat daha sonraları Amerikan Tıp Konseyi, kısıtlı kullanımın (2,5 mg / kg / gün) sağlık üzerine güvenli olabileceğini bildirmiştir. Yine araştırmalarda sakarinin zararsız olmadığı, epitel dokuda yapısal değişikliklere neden olabileceği bulunmuştur. Aşırı siklamat alımı diareye neden olmaktadır.

BUNLARI UNUTMAYIN!

  • Yapay tatlandırıcılar gebe ve emziklilik döneminde önlem olarak önerilmemektedir. Küçük çocukların beslenmelerinde kullanılmamalıdır. Dengeli ve yeterli beslenen iki yaşından büyük çocukların beslenmelerinde ise bu tatlandırıcıları içeren besinler belirli miktarlarda kullanılabilir.
  • Aspartam içeren tatlandırıcıları fenilketonüri hastaları kullanmamalı.
  • Bir tatlandırıcıyı yeni kullanmaya baÅŸlıyorsanız denemeye az miktarlarla baÅŸlanması daha saÄŸlıklı olacaktır. Günde 25 adedi asla geçmemelidir.
  • Tablet yapay tatlandırıcılar, yüksek ısıda acı tat meydana getirdiÄŸinden ateÅŸten indirdikten sonra besine eklenmesi ise daha doÄŸru olacaktır.
  • kaynak : Milliyet.com.tr

    Zayıf görünmenin sırrı!

    Filed Under (Sağlık) by admin on 15-09-2008

    Tagged Under : , , , , ,

    Zayıf görünmenin sırrı!
    Dikey çizgili giymek zayıf gösterir inancı yanlış çıktı. Bakın insanı ne zayıf gösteriyor?

    Dikey çizgili giysilerin insanları zayıf gösterdiğine dair kanaatin doğru olmadığı ortaya çıktı.

    İngiliz Bilim DerneÄŸi’nin düzenlediÄŸi bilim festivalinde sunum yapan York Üniversitesi’den psikolog ve görsel algı uzmanı Peter Thompson, bu anlayışın bilimsel bir temeli olmadığını kaydetti.

    İngiliz The Independent gazetesi, yatay çizgilerin insanları ÅŸiÅŸman göstermediÄŸini yazdı. Dr. Thomson’un iddialarını sayfalarına taşıyan gazete, “Aslında yatay çizgili giysilerin insanları zayıf gösterdiÄŸi ortaya çıktı.” dedi.

    Thomson, dikey çizgili giysilerin insanları şişman gösterdiğine dair kanaatin yanlış bir algı olduğunu söyledi. Thomson yaptığı araştırma sonucunda dikey çizgili giysiler giyen insanların, yatay çizgili giysiler giyenlere göre yüzde 6 oranında daha geniş gözüktüğünü belirledi.

    20 kiÅŸi üzerinde araÅŸtırma yapan Thomson, “Yatay çizgili giysiler sizi ÅŸiÅŸman göstermez. Aslında dikey çizgili giyenler, yatay çizgili giysiler giyenlere göre daha ÅŸiÅŸman gözüküyor. ” dedi. Thomson, dikey çizgili giysilere dair inancın nereden kaynaklandığını bilmediÄŸini söyledi.

    “Zayıf görünmek isteyen kadınlar ne yapmalı?” sorusu karşı Thomson, “Siyah giymek güzeldir. Üzerinde birkaç yatay çizgi bulunan siyah kıyafetler giysinler.” tavsiyesinde bulundu.

     

    Kaynak : internethaber.com