En Romantik Filmler

Filed Under (Kültür Sanat) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , ,

SON YILLARIN EN ROMANTİK FİLMLERİ…

 

Son yıllarda çekilen en romantik filmler arasında küçük bir yolculuk…

 

‘AÅŸk’ kuÅŸkusuz sinemanın en sevdiÄŸi temalardan… Sinemanın varolduÄŸu iki asırdan bu yana aÅŸk da beyaz perdede hep varoldu. ÇoÄŸumuzun unutulmazları arasına giren filmler, bizi kalbimizin en derininden vuran filmler olsa gerek. Heyecan verici aÅŸk öyküleri hayran olduÄŸumuz oyuncular tarafından baÅŸarıyla peliküle aktarılınca iÅŸte ortaya bu unutulmaz filmler çıkıyor. 

Son dönemde çekilmilş birbirinden romantik filmler arasında küçük bir yolculuk:

 DIRTY DANCING (İlk Aşk - İlk Dans,1987)
Jennifer Grey -Patrick Swayze
80′li yılların en önemli filmlerinden biri sayılan İlk AÅŸk, İlk Dans 1988′de en iyi ÅŸarkı dalında Oscar ödülünü “The Time of My Life” ÅŸarkısıyla kazanmıştı.

WHEN HARRY MET SALLY… (1989)
Billy Crystal - Meg Ryan
Kadın ve erkek dostluğu üzerine şimdiye kadar yapılmış en eğlenceli filmlerden biri.


PRETTY WOMAN (Özel Bir Kadın, 1990)
Julia Roberts - Richard Gere
Julia Roberts’ın yıldızını parlatan film, modern bir Sindirella hikayesiydi…

JERRY MAGUIRE (1996)
Tom Cruise - Renee Zellweger
Gençlik filmleriyle tanınan ‘eski-bağımsız’ Cameron Crowe’un Amerikalılar tarafından çok beÄŸenilen ‘Amerikan rüyası öyküsü’…

TITANIC (1997)
Kate Winslet- Leonardo DiCaprio
James Cameron’un yönettiÄŸi film, dev bütçesiyle ÅŸaşırtmıştı. 20. yüzyılda yapılan en büyük gemi Titanic’in ilk ve son yolculuÄŸuyla örtüşen, kısa soluklu ama ölümsüz aÅŸk öyküsü herkesi sarsmıştı. 1998′de 14 dalda Oscar adayı olan Titanic, 11 dalda heykelcik kazanmıştı.

 IN THE MOOD FOR LOVE (Aşk Zamanı, 2001)
 Tony Leung - Maggie Cheung
Evli bir kadın ile evli bir erkeÄŸi, eÅŸlerini hiç göstermeden ve onların birbirine bir an bile dokunduÄŸu bir sahne olmaksızın ‘aÅŸk’ın anlatıldığı film…Hong-Kong’lu baÅŸarılı yönetmen Wong Kar Wai bu filmi Fransızlar’ın Oscarları gözüyle bakılan “Cesar”larda en iyi yabancı film ödülünü almıştı. Tony Leung ise Cannes’da en iyi erkek oyuncu ödülünü bu filmle kazandı.

MOULIN ROUGE (2001)
Nicole Kidman - Ewan McGregor
Romeo ve Juliet’in çaÄŸdaÅŸ bir uyarlamasına da imza atmış olan yönetmen Baz Luhrmann, Moulin Rouge’u 20. yüzyılın farklı dönemlerinden müziklerle yeniden canlandırmıştı.Birçok dalda Pscar ve Altın Küre kazanan film, Nicole Kidman’a da ‘en İyi Kadın Oyuncu’ Oscar’ı getirmiÅŸti.

LOST IN TRANSLATION (Bir KonuÅŸabilse, 2003)
Scarlett Johansson - Bill Murray
Ünlü yönetmen  Francis Ford Coppola’nın kızı Sofia Coppola’nın yönettiÄŸi film, 4. Akademi ödülüne aday gösterilmiÅŸ, ‘En İyi Özgün Senaryo Akademi Ödülü’nü almayı baÅŸarmıştır.

ETERNAL SUNSHINE OF THE SPOTLESS MIND
(Sil BaÅŸtan, 2004)
Jim Carrey - Kate Winslet
Aşıklar, hafızalarındaki herÅŸeyi birbirlerini bile zihinlerinden silerlerse neler olu? Film John Malkovich Olmak ve Adaptation filmlerinin dahi senaristi Charlie Kaufmann tarafından yazıldı ve çocuksu dünyasını izleyicilerle paylaÅŸan Michel Gondry tarafından yönetildi. 2004 yapımı film En iyi Özgün Senaryo Oscar’ına sahip.

BROKEBACK MOUNTAIN (Brokeback Dağı, 2005)
Heath Ledger - Jake Gyllenhaal
Film, birçok kiÅŸiyi iki erkeÄŸin birbirine aşık olabileceÄŸine inanadırdı. Pulitzer ödüllü E. Annie Proulx’un kısa hikâyesinden uyarlanan film, 78. Oscar Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Erkek Oyuncu kategorilerinin de aralarında bulunduÄŸu 8 dalda aday olmuÅŸ, bunlardan 3’ünü (En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo ve En İyi Müzik) ödüle dönüştürmüştü.

 

Özpetek’ten İtalya’da giÅŸe rekoru

Filed Under (Kültür Sanat) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , , , , , , ,

Ferzan Özpetek’in “Mükemmel Bir Gün” adlı filmi, 4 günde 1 milyon dolarlık hasılat elde etti.

İtalya’da yaÅŸayan Türk yönetmen Ferzan Özpetek, son filmi “Mükemmel Bir Gün”le bir kez daha adından söz ettirmeyi baÅŸardı.

65. Venedik Film Festivali’nde de yarışan ancak festivalden ödülsüz ayrılan film, İtalyanlar’ı sinema salonlarına sürüklüyor.

5 Eylül’de vizyona giren film, tüm salonlarda kapalı giÅŸe oynuyor ve yeni bir hasılat rekoruna koÅŸuyor.

ELEŞTİRMENLER ŞAŞIRDI

DiÄŸer Ferzan Özpetek filmlerine göre daha karmaşık bir üslubu olduÄŸu için eleÅŸtirmenlerin pek beÄŸenmediÄŸi “Mükemmel Bir Gün”, gösterime giriÅŸinin dördüncü gününde 1 milyon Euro’luk hasılata ulaÅŸtı.

Bu sonuç eleÅŸtirmenleri de hayrete düşürdü. Özpetek’in filmi, Türkiye’de ise 31 Ekim galası ile sinemaseverlerin karşısına çıkacak.

Kaynak : Guncel.Net

en beÄŸenilen 10 anti kahraman

Filed Under (Kültür Sanat) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , ,

Anti-kahraman; tavırları, yöntemleri ve niyetleri itibarıyla ‘kahramana’ uygun düşmeyen pozisyonda birisidir.

 

Aslında anti-kahraman denilen figür, kahraman olmayı hiç istememiÅŸtir. Hatta etrafındaki düzgün ve efendi tipler kadar ‘kahraman geçinen’ tiplerden de nefret eder.

Ama hayatın cilvesi -ve çokça da sinema senaristleri- sayesinde onları sever ve sempatik buluruz.

İşte sinema dünyasının en beğenilen 10 anti-kahramanı:

1- Travis Bickle - Taxi Driver (1976)

Robert De Niro’nun canlandırdığı bu taksi ÅŸoförü, gücün ‘karanlık’ tarafına geçmiÅŸ biridir aslında. Ama Darth Vader’den farklı olarak küçük kızları batakhaneden kurtarma misyonunu baÅŸarıyla yerine getirir.

Üç kağıtçı bir politikacıyı öldürmek üzereyken hepimiz ona destek çıkarız ama neyi niçin yaptığı konusunda Travis’in kafası çok karışıktır.

2- Leon - Leon (1994)

Jean Reno, tıpkı taksi şoförü Travis gibi gönülsüz bir şekilde, küçük bir kızın yolunu bulmasına yardım edecektir. Üstelik kendisine hayran bir kız çocuğunu istismar etmeyi düşünmeyecek kadar karakter sahibi bir kiralık katilden bahsediyoruz burada.

3- D-Fens - ‘Falling Down’ (1993)

Bazı insanlar bu filme bayıldı, diÄŸerleri nefret etti. Oysa Michael Douglas’ın canlandırdığı ‘D-Fens’ karakteri baÅŸlangıçta normal bir insandır, tıpkı sizin gibi. OlaÄŸanüstü sıcak bir Los Angeles gününü sonunda sıkışan trafikte küçük kızının doÄŸum günü partisini kaçırması bardağı taşıran son damla olmuÅŸtur.

Hiç de adil olmayan bir dünyada aklımızı kaybetmeye bu kadar yakın olduğumuzu bize hatırlatan bu figürü görünce ona sempati duymasak da, nefret etmeyi de beceremedik.

4- Mickey ve Mallory Knox - ‘Natural Born Killers’ (1994)

Sorunlu birer çocukluk hayatı geçirmiÅŸ iki figür birbirlerine aşık olur ve daha sonra psikopat katillere dönüşür. Medyanın da etkisiyle ‘kahraman’ olmaya adeta zorlanan iki anti-kahramandan bahsediyoruz burada.

Bonnie ve Clyde bir yanda.. Pulp Fiction’daki Honey-Bunney ve Pumpkin bir yanda.. acımasızca insanları öldürebilmelerine raÄŸmen birbirlerine tutkulu bir aÅŸkla baÄŸlı bu katil çiftlerin bambaÅŸka bir anti-kahraman tanımı getirdiÄŸine dikkatinizi çekmek isteriz.

5- Blondie (Sarışın) - ‘Dollars Trilojisi’ (1964, 65, 66)

Bu üç spagetti Western film boyunca Clint Eastwood’a hayran olduk ama aıdnı öğrenemedik. GeçmiÅŸi karanlık, geleceÄŸi zaten olmayan bu isimsiz ve karanlık adamı yenmek adeta imkansızdı. Hiç de nazik deÄŸildi ama kendi çapında dürüsttü ve haklıdan yanaydı. Bir katildi ve bunu asla inkar etmiyordu.

Anti-kahramanın mükemmel örneÄŸiydi denilebilir. Sadece katilleri öldürüyordu, ne iyiydi ne de kötü…

6- Tyler Durden ‘Fight Club’ (1999)

Evet sadece bir alter-egoydu ama modern bir anti-kahraman olduÄŸuna şüphe yok! Matrix filmindeki Neo’dan daha gerçekti adeta. Anti-kapitalizm, anti-kredi kartı ve insanı zombileÅŸtiren her ÅŸeye karşıydı.

Kokuşmuş düzene meydana okuyan ve onun bir parçası olmayı reddeden bu adama hepimiz imrenmedik mi?

7- Harry Callahan ‘Dirty Harry’ (1971)

Adaleti yerine getirmek ve masumların intikamını almak için kanunları çiÄŸnemekten çekinmeyen bir kanun adamına ‘kahraman’ denemez. Ama kendi doÄŸrularına inanan ve bu uÄŸurda hareket etmekten çekinmeyen bu adamı da hepimiz sevdik.

10 karakterlik bu listede Clint Eastwood’un iki defa yer alması da hiç birimize yanlış gelmiyor, öyle deÄŸil mi?

8- Snake Plissken - ‘Escape from New York’ (1981)

Snake Plissken hükümetten nefret eden, içki ve sigarasına düşkün ve otoriteyi asla takmayan bir mahkumdur. Ama dışarıdan zorlamayla olsa bile ‘iyi iÅŸler’ yaparken farkederiz ki Plissken aslında pek çok ‘iyi adam’dan daha yüksek bir ahlaka sahiptir.

Kendi çıkarları söz konusu olmadıkça iyi bir şeyler yapmaya girişmeyecek olması ve etrafını saran her türlü pislikle savaşma konusunda kararlı olması onu fütürist bir anti-kahraman yapmaya yetiyor.

9- “Mad” Max Rockatansky - ‘Mad Max’ (1979)

Dünyanın yıkılıp çöktüğü bir zamanda kendi intikamını almak için polisliği bırakan, her seferinde önce kendisini düşünen ve kendisine verecek bir şeyi olmayan hiç kimseye yardım etmeyen Max, anti-kahraman tanımına ne kadar da uyuyor.

Serinin üçüncü filminde onu seven insanlarlar birlikte olmaktansa tek başına yoluna devam etmeyi tercih etmişti. Çünkü onun tarzı buydu!

10- Erik Draven - ‘The Crow’ (1994)

Bazıları ‘karga’nın kahraman olduÄŸunu düşünse de bu karakteri çevreleyen büyük bir karanlık vardır. İntikamıyla kendi arasına girecek herkesi öldürmeye kararlı bu adamın kurbanlarını ayırdetmekte pek de seçici davranmadığını belirtmek gerek.

Kaynak : Guncel.Net

En iyi 20 Korku Filmi

Filed Under (Kültür Sanat) by admin on 15-09-2008

Tagged Under : , , , ,

Aklınızda bu derece derinden yer edinmiş korku filmleri, sizi kemiklerinize kadar ürpertebilir. Burada seçilen korku filmleri ise zaman sınavını geçmiş ve hatta şarap gibi aradan geçen süre içinde değerlerini daha da arttırmış olan filmler.

Bu filmlerin arasına bazı yeni filmler de eklendi çünkü onların tarihsel önemini belirleyebilmek için henüz çok erken. Yönetmenlik, oyunculuk ve orijinallik açısından incelediÄŸimiz bu filmleri ‘ne kadar korkutucu’ oldukları anlamında da deÄŸerlendirdik.

Şüphesiz baÅŸka dillerde -bilhassa Uzak DoÄŸu’da çekilen korku filmlerinin de orijinal bir anlamı vardır ancak bu listedeki filmler İngilizce dilinde yapılmış filmlerden seçildi. Bunu yaparken de TV dizisi olarak çekilen ya da bilimkurgu unsurlarla birlikte çekilen (Sinek ve Alien gibi) korku filmleri deÄŸerlendirme dışı bırakıldı.

Filmler yapım yıllarına göre eskiden yeniye doğru sıralanmıştır.

NOSFERATU - 1922 ve VAMPİR NOSFERATU - 1979 F. W. Murnau’nun sessiz film olarak çektiÄŸi orijinal filmde ekspresyonist bir ışıklandırma kullanılmıştı. Max Schreck sinema tarihinde en iÄŸrenç ve patetik vampir karakteri olarak yerini aldı. 1979′da Werner Herzog’un yeniden çektiÄŸi versiyon ise her bakımdan korku sinemasının hakkını vermekle kalmadı diÄŸer bütün vampir filmlerini açık ara geride bıraktı.

FRANKENSTEIN - 1931 İnsan yapımı bir canavarın anlatıldığı James Whale’in klasik eseri bugün bakıldığında ilk gösterime girdiÄŸi zamanlardaki kadar korkunç deÄŸil, orası kesin. Ancak hala ‘olaÄŸanüstü bir trajedi’ olarak övgüyü hakediyor. Canavar rolündeki Boris Karloff’un görsel etkisi yıllarca hafızalarımıza kazındı ama çılgın ve manyak rolündeki Colin Clive’ın performansını da asla unutmamak lazım. Filmin en korkunç sahnelerinden biri (kör kızın boÄŸulmasıyla ilgili olan sahne) önce kesildi sonrada 1987′de filme tekrar eklendi.

DRAKULA - 1931 Bela Lugosi hayatının en önemli rolünü oynamıştı. Bu eski ve klasikleşmiş filmin öyle çarpıcı sahneleri vardır ki sanki sessiz film olarak çekildiği zannedilir.

MUMYA - 1932 Karl Freund’un etkileyici ışık kullanımları ve Boris Karloff’un performansı, mumya filmleri arasında bu filmi en ön sıraya çıkarıyor. Daha ziyade macera filmi olarak çekilen 1999 tarihli film, bu orijinal versiyonla karşılaÅŸtırıldığında çok çocuksu ve sanattan yoksun kalıyor.

DR.JEKYLL VE MR.HYDE - 1932 Frederic March’ın hem zeki bir doktor hem de onun canavar ruhlu alter-egosunu canlandırırken gösterdiÄŸi performans, kazandığı Oscar ödülünü gerçekten hakediyordu. John Barrymore’un çektiÄŸi sessiz sinema versiyonu da izlemeye deÄŸer.

UCUBELER - 1932 İlk dönemlerdeki korku filmleri ustası Tod Browning bu filmi çekmek için gerçek hayatlarında ‘fiziksel çirkinlikleriyle sahneye çıkan’ bir grup insanı bir araya getirmiÅŸti. Filmde anlatılan öyküde ise bir grup ‘ucube’nin (freak) güzel görünüşlü fakat ÅŸeytani ruhlu karakterlerden intikam alması anlatılır. Orijinal versiyonun pek çok kısmı Amerika’da sansürlenmiÅŸ, İngiltere’de ise tamamen yasaklanmıştı. Stephen King ‘Danse Macabre’ (1982) adlı kitabında, kendi çocukluÄŸunda izlediÄŸi korku filmlerinden nasıl etkilendiÄŸini anlatırken bu filmden özel olarak bahseder.

FRANKENSTEIN’IN GELİNİ - 1935 Boris Karloff’un Frankenstein canavarı, korku filmleri tarihindeki en trajik figürdür. Bu filmde ise canavar, bu sefer de kendisine bir eÅŸ yapması için yaratıcısını tehdit eder. Bazı bakımlardan efemine Dr. Pretorious’un canavara zaten bir ‘eÅŸ’ olduÄŸu fikrinden hareketle bu filmin bir takım ‘gay’ temaları akıllı bir üslupla aktardığı da söylenebilir. Her bakımdan 1931 yapımı Frankenstein filminden daha iyiydi.

KURTADAM - 1941 Bu filmdeki kurtadam Larry Talbot rolüyle Lon Chaney Jr. ölümsüzlüğe ulaÅŸtı ama yardımcı rollerdeki Claude Rains ve Evelyn Ankers de mükemmel performans göstermiÅŸlerdi. Jack Pierce’in yaptığı makyaj ise gerçekten muhteÅŸemdi.

KÖTÜ TOHUM - 1956 Kendi annesinin canice cinayetler işleme eğiliminin 9 yaşındaki masum görünümlü kızına da geçmesinden korkan bir annenin öyküsü. Patty McCormick korku filmleri tarihinin en ürkütücü performanslarından birini gösterdi.

SAPIK - 1960 Anthony Perkins ve Janet Leigh’in baÅŸrollerde oynadığı Alfred Hitchcock’un bu ÅŸok edici baÅŸyapıtı korku sinemasında bir devrim yaptı. İlk defa bu filmle birlikte ‘insan psikolojisi’ korku filminin odak noktasına yerleÅŸmiÅŸ oluyordu. Bernard Herrmann’ın performansı filmde hissettiÄŸimiz korkuyu daha da derinleÅŸtirdi. Anthony Perkins ise Norman Bates rolünde üç defa daha kamera karşısına geçti ama ilk filmdeki baÅŸarısını asla yakalayamadı.

KUÅžLAR - 1963 Klostrofobi temasını da içeren ’saldıran kuÅŸlar’ teması, Hitchcock’un en iyi çalışması deÄŸildir. Gene de akılda kalıcı dehÅŸet sahneleriyle bu film takdir edilmeyi hakediyor. Çiftlik evinde kısılıp kalan insanlar fikri, daha sonra ‘YaÅŸayan Ölülerin Gecesi’ filmini etkilemiÅŸtir.

ROSEMARY’NİN BEBEĞİ - 1968 Roman Polanski’nin bu filminde ÅŸeytani özelliklere sahip bir çocuÄŸun doÄŸumu hem karanlık hem de komik bir öykü çerçevesinde anlatılırken arka planda feminist bir mesaj da izleyicilere iletilir. Mia Farrow ve John Cassavetes’in performansları da takdiri hakediyor.

YAÅžAYAN ÖLÜLERİN GECESİ - 1968 George Romero’nun bu müthiÅŸ zombi filminde adeta otantik bir belgesel film izliyormuÅŸ hissine kapılırız. Daha sonraları bu film pek çok zombi filmine ilham verdi ve hatta 1990′da tekrar çekildi. Zombi kızın kendi babasını parçaladığı sahne, sinema tarihindeki en korkunç sekanslardan biridir.

ÅžEYTAN - 1973 William Friedkin’in bu müthiÅŸ filmde ÅŸeytan tarafından ele geçirilen küçük kızın (Linda Blair) öyküsünü son derece inandırıcı makyaj ve korkunç görüntü efektleri eÅŸliÄŸinde izleriz. 2000′de piyasaya çıkarılan ‘geliÅŸtirilmiÅŸ’ özellikli versiyonda bazı korkunç sahneler de eklenmiÅŸti ama filmin konteksti içinde bu eklemelerin ne kadar iÅŸe yaradıkları tartışılır.

JAWS - 1975 Pek çok genç ve çocuk bu filmi izlerken sinemada gözlerini kapatmaktan kendini alamadı. Bu filmin gösterildiÄŸi yıllarda pek çok insan korkudan denize giremedi. Peter Benchley’in romanından uyarlanan ve yönetmenliÄŸini Steven Spielberg’ün yaptığı bu filmin baÅŸrollerini Roy Scheider, Robert Shaw ve Richard Dreyfuss paylaÅŸmış, film üç Oscar ödülü almıştı.

CARRIE - 1976 Stephen King’in romanından çok şık biçimde uyarlanıp Brian De Palma tarafından yönetilen bu filmdeki mezuniyet balosu sahnesi o kadar klasik oldu ki sonradan defalarca taklit edildi.

ELM SOKAÄžI KABUSU - 1984 Robert Englund’ın canlandırdığı Freddie cinayete kurban gitmiÅŸ bir katil olup, kendisini öldürenlerin çocuklarına -gördükleri rüyalarda- saldırmaktadır. Düşük bütçeyle çekilen bu filmin ÅŸaşırtıcı baÅŸarısı sekiz gereksiz devam filminin ve bir TV dizisinin çekilmesine yol açtı.

KUZULARIN SESSİZLİĞİ - 1991 Jonathan Demme’nin popüler filminde sergilenen yamyam bir seri katilin kendine has cazibesi çok büyük etki yarattı. Anthony Hopkins’in canlandırmasıyla Hannibal Lecter karakteri sinema tarihindeki en önemli kötü adamlardan biri oldu.

YEDİ - 1995 David Fincher’in bu filmi diÄŸer pek çok korku filminden daha korkunçtur çünkü seyircinin hayalgücüne çok ÅŸey bırakıyor. Morgan Freeman ve Brad Pitt detektif rolünde gerçekten mükemmel.

BLAIR CADISI - 1999 Oldukça emprovize bir tarzda -sanki bir belgesel filmmiÅŸ gibi- çekilen bu film 90′ların en gerçekçi ve akılda kalıcı korku filmi oldu.

 

Kaynak : Guncel.net